Daldaki Kuş-şiir ve dinletisi

video

Hep mi acele eder tavşan o iki uzun kulağıyla…
Hep mi kaçar havuç tarlaları kökleri kazık toprak bağlarıyla…
Sahi ya ne demişti Alice’ye tavşan…
“Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yöne gittiğinin önemi yok!”
Bir sevgi düşünün adı yok, teni yok, dili yok…
Bir çift düşünün anı’sı yok, sözü çok…
Bir cümle kurun yüklemi olmasın
Devirin kelimeleri fütursuzca,
Çeneden düşen had bilmez sözler vardı eskiden…
Şimdi sadece parmaklar oldu iletişimin dili…
Ünlüleri düşüren ikoncanlar…
Bze srkli slm yllyrlr!
Nasılsın sorusunun cevabı ise sabit…
Yoğun ve de haliyle yorgun cüsseler doğuruyor
Yaşam koşulları…
Şükrü gizliyor isyan ediyor işi olmayan …
Ve bilmiyor zaman…
Çünkü yol hangi yol bilmiyor insan!
Benim yollarım hep aynı yerde birleşiyor…
Biraz sadakat tozu, biraz güven çakıl taşları…
Biraz dürüstlüğün köklü ağaç bağları,
Barındırıyor içinde…
Ve köklü ağacın dallarında bir kuş yüreğim…
Yangınını bekliyor belki…
Belki kafesini…
Belki de…

http://www.degisenkocaeli.com/tr/kocael.asp?x=5&mrc=77322&t=1&mrc2=51

Adem Kızı- şiir ve dinletisi

video



Sözümde duramadım,
Sana susamadım,
Yapamadım,
Olamadım
Bir gün olur demiştim,
Ol-ma-dı!
/
Artık yorgun seslerim dönüyor kayıtta,
Ve durgun yüzlerim aynada bir suratta,
Şiir yazmayacağım ne sana ne kendime ne de ona,
Off hüzünlü şarkılar içime su serpiyor adeta,
Şarkıya eşlik edemedim,
Sadece dinledim,
/
Güneşli günlerin bulutlarını kimler üfledi acaba?
Yani kim bu bulutun sebebi?
Çözüm için problem mi üretmek gerekli?
Ahhh nerde benim kaybolmayan bilincim,
Ümit candan sonra gidermiş ya hani,
Benim ki canın neresinde gizli şimdi?
Yapamadım,
İstediğim her şeyi aynı sofrada sunamadım,
Elime yüzüme bulaştırmadım ama,
Yapamadım da,
/
“kendini sev” dedi bir arkadaş,
Ne güzel de yazıyordu eliyle bir fon’a
İsimleri,,,
Sevemedim
Herkesi öyle çok severken
Ve herkesi öylesine önemserken
İçimde
Sevemedim…
Sevmenin özrü yok ama
Engeli olur sanırım…
Merhaba
Sevme engelli yarınlara…
/
Ağlamak rahatlatır derler ya
Külliyen yalan,
Daha bir karartır beni,
Tenim ondan esmer şimdi,
Ateşi, baş ağrısı da cabası,
Bir de kızgınlığı kendine insanın
Kimse yapmıyor bunu sana,
Sen izin vermedikten sonra ya,
/
Sezen aksu diyor ya,,,
“acelen ne bekle Firuze” diye
Acele işe şeytan karışır elbet
Acelem yok da,
Varamadım işte,
Varlığımı kendime soramadım,
Affet desem affedemezsin,
Özünde nur da olsa
Sen de bir Adem’in kızısın işte…
/
Yazamadım,
Şiir değil, şarkı hiç değil
Öyle fütursuz bir yazı oldu bu,
Neyse sağol dinlediğin için,
Bir şey anladın mı peki?
Anlamadın,
Pardon
Anlatamadım…
   

Bir Şimşek Vefa -köşe yazım


Bir varmış bir yokmuş.. Cefa ile Vefa adında ikiz kardeş varmış………………

Sizce Cefa ile Vefa’nın bir harf değişimiyle uyumlu olması bir tesadüf müdür? Peki “C” harfinin alfabenin baştan üçüncü harf olması ile “V” harfinin alfabenin sondan üçüncü olması?
Peki vefa borcu olduğu halde ödemesini bilemeyenlerin cefa çekmek zorunda kalmasının verdiği anlam ilişkisi?
Peki cefanın sefa ile zıt anlamlı olması ve yine bunlarında arasında sadece bir harfin değişikliğe uğraması…. gibi.
Neyse ismi lazım değil kelime oyunları ile komik duruma düşen parti liderlerine benzemek istemem. Bugün size bir masal anlatalım ve hadi hep birlikte tekrar baş paragraftan alalım.


…………Cefa asık suratlı, mutsuz, ruhsuz ve de yalnız bir çocuk iken Vefa da bunun tam tersi güler yüzlü, neşeli ve sürekli şiirler okuyan, şarkılar söyleyen ve bir çok arkadaşı olan hiç yalnız kalmayan bir çocukmuş. Cefa’nın normalde Vefa’yı kıskanması gerekirken hiç kıskanmazmış. O Vefa’dan daha çok Vefa’nın en yakın arkadaşı Sefa’yı kıskanırmış. Sefa da tıpkı Vefa gibi çok neşeli bir çocukmuş ancak kibirli tavırlarıyla çevresi tarafından pek sevilmezmiş. Cefa gibi sessiz sakin çocuklar ile dalga geçer, alay eder , tıpkı Noel baba gibi “hoh hoh hoh” gülermiş.

Halbuki bir çocuk kahkahası bir savaşı durdurmaya bedeldir ve bir çocuk gerçekten gülse ağlayan herkes susabilir o gülmenin neşesiyle.
 
Ama Sefa mizahı büyük oynayan bir tiyatro sanatçısı gibi neşesi yerinde ve keyfi kilometrelerce öteden hissedilen bir portre çizermiş. Bu yüzden herkes onu kıskanır ve onun yerinde olmayı istermiş.
Bir gün Vefa ile Sefa sokakta oyun oynuyorlarmış. Cefa yine kıskançlıkla bir evin köşesinden onları seyir ediyormuş. Sefa gökyüzüne bakmış ve iç geçirmiş ve o sevimsiz kahkahasını atmış. Sefa’yı güldüren ise (kendi yorumuna göre) kuşların bu soğuk kış gününde hala uçarak özgürlüğünü ispat etmesindeki inatlarıymış.

Sefa onların bu yaşam mücadelesini bir nispet olarak yorumlamış ve tıpkı insanoğlunun başarılı insanı hor görüp içinden küfretmesi gibi hor görmüş kuşları ve dalga geçerek gülmüş işte. Bunun üzerine Vefa ne olduğunu sormuş ve Sefa, Vefa’nın kuşlara karşı hoşgörülü davranacağını bildiğinden hiç içindeki bu duygudan bahsetmemiş. “hadi gökyüzüne taş atalım en yukarı kim atarsa o kazansın!” demiş. Vefa; “ya birinin evine ya da Allah korusun camına gelirse? Olmaz ben bu oyunu sevmedim, oynamayalım” demiş. Sefa daha önceki oyunlarda Vefa’nın sözünü dinlediği günü hatırlatarak bu oyunu onun arzusuyla oynamasının bir borç olduğu konusunda ısrar edince Vefa dayanamamış ve oynamaya başlamışlar.
Bir taş, İki taş, Üç taş derken taşlardan biri kuşlara gelmiş ne yazık ki! Hem de taşı atan oyunu oynamayı hiç istemeyen Vefa imiş. Kuş gelen taşın verdiği acı ile yaralanmış ve yere düşmüş, acı içinde ötmeye çalışıyormuş. O sırada gök yarılmış ve şimşek çakmış kara bir bulut Vefa ile Sefa’nın üstüne gelerek haykırmış: “Çocuklar n’aptınız da zavallı kuşu bu hale getirdiniz? “ demiş. Vefa göz yaşları içinde “taş geldi ama inanın istemeden oldu” demiş. Kara bulut çok kızmış ve kapkara olmuş. Vefa çok korkmuş bunu gören ve oyunun başından beri onları izleyen Vefa’nın ikizi Cefa ortaya atılmış ve kara bulut’a dönerek: “ ben yaptım demiş. Kuşa taşı ben attım” bunun üzerine Vefa çok şaşırmış Sefa da tıpkı o kuşlarla geçtiği dalga gibi dalga geçer şekilde gülmüş.”ho ho ho”

Sonra Cefa suçu üstlendiği için kara bulut onun üzerine bir şimşek çakmış ve Cefa hayatının sonuna kadar acı çekmekle cezalandırılmış. Vefa’da Cefa’ya çok büyük bir borcunu ödemeye çalışarak. Sefa ise tüm bunlardan sonra Vefa ile arkadaşlığını kesip hayatını sefa içinde sürmeye devam etmiş.

Kıssadan hissesi yok bu hikayenin…. 

Nasıl anlamak istiyorsanız okuma zevkinize hediye…


http://www.degisenkocaeli.com/tr/kocael.asp?x=5&mrc=73774&t=1&mrc2=51

KALBİM SENİNLE-köşe yazım

Gönüllü olmak, gönülden inanmak ya da yaptığınız işe gönlünüzü koymak.
Ya da yürek…
Ya da kalp..
Ya da a ş k!.
“İşinizde, eşinizde, uğraşınızda ne kadar isteklisiniz?”
Sorusunun cevabı tüm bu gönül meselesi.
Gönülden sevmek sadece bir şiirin dizesi.
Gönül koymak da alınmanın naif bir tavrı.
Bütün bunların yanı sıra var olduğunuzun ispatı ne ihtiyaçlarınız boyutudur ne de çokluğu yani doldurmaya gerek yok varlık sebeplerini.
Okuduğum cümlelerden hiçbir şey anlamadım Öznur ne diyorsun diyen okurlarıma en son Ağustos ayında yazmış olduğum “Saman Kağıt” köşe yazıma “Samanı tutuşla da alev alsın” yeni yazılar yaz sitemli yorumu okumaya yönlendiriyorum.
Sevgili Okurlar, ben bu yazı işini tamamen gönülden yapıyorum….
Evet Ağustos ayından bu yana yazmamış olabilirim ama inanın Kalbim Sizinle’ydi.
Bilgiyi sayan şu teknolojik alet şahittir ki; masaüstüm yarım yarım birer cümlelik başlayıp tamamlanmadan öksüz kalmış köşe yazısı olma çabasında yazı-cıklar ile dolu…
Yazmak öyle bir gönül işi ki, hadi yaz deyince olmuyor. Konusu da tutmuyor.
Ne zamandır çok yoğunum, evde su akmıyor, başım ağrıyor, midem bulanıyor offf..
Nasıl oldu anlamadım aslında hiç hoşlanmadığım bir şey ama kendimi anlatır oldum.
Hepsi o yorum yüzünden.
Sorumluluk hissettim birden.
Konumuz gönüllülük… Yani bir işe gönül vermek gönüllü olarak yapmak zor iştir vesselam.
Türkiye’de genel olarak sistemlerin yetersizliğinden ve doğru çalışmadığından yakınırız.
İnsan kaynakları sistemi doğru işe doğru eleman yetiştiremez ve meslek erbapları farklı işlerde istihdam edildiği için huzursuz iş ortamları yaşanır.
Aslında sistemi işletmeyenler alt elemanlar değil de üst yönetmenlerdir zannımca.
Özellikle yerel yönetimlerde bu çok gözlenmektedir.
Çay ocağında çalışan işçi kırdığı bardağı kendi cebinden ödediği yetmezmiş gibi bulaşık deterjanını da kendi cebinden alabilir mesela.
İşyerinde bilgisayarı bozulduğu için bir eleman kendi bilgisayarını işe taşıyabilir ya da. Bunun daha da örnekleri vardır elbet.
Ama bir gönülden ekmek parasını kazanmaya çalışan İNSAN ile elinde birçok yetki bulunduğu halde koltuğunu hareketsizlikten paslatan üst yönetmenler yok mu?
Cevabı ben bilmiyorum, bana sormayın.
Bu ülke’de gönüllülük nasıl işliyor diye bir düşünün diyorum.
Ve güzel ülkemde birçok gönüllülük üzerine dernek/kuruluş varken hala insanlar neden tam anlamıyla komşusunun açlığından, yetimin yoksunluğundan ve kadının korumasızlığından rahatsız olmuyor anlamıyorum.
Ya da ben de bir rahatsızlık var olsa gerek. Bu kadar içine karışıp “neden arkadaş?” diye sualle.
Sosyalleşip bütün bunları kendine dert edinen.
Gönüllülük önemlidir sonuç olarak. Sevdiğiniz işi yapmanın özü de budur.
Satın alınan beyin ve robotlar değiliz çünkü biz.
Gönülden Sevgilerle…

Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı

Tuhaf Alışkanlık Kitabı; Yitik Ülke Yayınlarından Kadir Aydemir'in güzel kitabı "beni hiç tanımıyorsun" un 189.sayfasında "Yazan Ayak Parmakları" hikayemle ben de varım... Ne zamandır yayınlayacağım ama istedim ki kitabı biraz okuyayım da öyle yazayım... Kitaba öncelikle bir psikolog arkadaşımızın "tuhaf alışkanlık" yorumu ile başlıyorsunuz ve sonrasından birbirinden güzel ve farkına varmanız çok gecikmeden birbirinden tanıdık hikayelerin arasında bulacaksınız kendinizi. Tüm şaşırma replikleri ile aslında sizin de bazı tuhaflıklarınız olduğunun farkına varacaksınız...:)


18 Kasım pazar günü Tüyap Kitap Fuarı'na kardeşimle birlikte gittik ve çok yorucu ama güzel bir gün geçirmiş olduk. Beylikdüzü ve tüyap kitap fuarı her ne kadar İstanbul'un bir ucu gibi görünsede canmı kardeşim Onur sayesinde bir şekilde yerimize vardık ve zevkli bir yolculuk geçirdik.
Tüyap kitap fuarında öncelikle yitik ülke yayınlarına uğradık tabi;) kitabımı aldım:) Onun dışında Yitik Ülke'nin ilk kişisel gelişim kitabı olan Mert Çuhadaroğlu'nun  "Hayatını Seç" i de aldım..
Sonra Şule Yayınları'na düştü yolumuz... A.Ali Ural hocamızı gördük stantta ve hemen olmayan bir kitabını seçtim raftan ve imzalattım.. Kuduz Aşısı şiir kitabı veee Kamil Remzi Cin abimizin Zifiri Yeşil kitabı imza günü bu pazarmış ama arkadaşım Şeyda ile göndereceğim kitabı imzalatmak için...
Bir de Şule Yayınlarından İsmet Özel'in "Evet mi Hayır mı" kitabını aldım...

Tabiki bunlar ile yetinmeyi bilemedim ve ne zamandır almayı düşündüğüm Oğuz Atay'ın kalın kitabı  "Tutunamayanlar" ı aldım. Ve bir arkadaşımın okumam için tavsiye ettiği Ayşe Kulin'in "Gizli Anların Yolcusu" nu ... Şu an elimde Elif Şafak'ın İskender var bitirir bitirmez bir an önce bu kitapların hepsini okumak istiyorum....

Ve tabiki bu kitaba beni davet eden arkadaşım Kadir Aydemir'e teşekkür ederek yazımı tamamlıyorum... Ve uzun zamandır yazamadığım köşe yazılarım ve dergi yazılarım için kendimi çok kötü hissettiğimi dile getirmek istiyorum:( Bir de söz verdiğim senaryo metinleri var kısa film için bir türlü yoğunlaşamıyorum.... Hadi bakalım... Sağlıcakla Kalın...

Saman Kağıt!- köşe yazım

Olumsuzu düşünülür ya hani bazen hayatın!
Dünyada ya annem olmasaydı ya kardeşim ya da can dostum olmasaydı…
Ya da sevgilim olmasaydı kalbimde…
Ya da şu sevimli, masum oğlum/kızım olmasaydı içimde…
Ya da Başkan olmasaydı şu belediyede… çalışılmazdı böyle…
Zeytin olmasaydı sofra olmazdı mesela…
Ayna olmasaydı sorun yoktu ama ya dürüstlük olmasaydı yüzüme vuracak gerçekleri…
Yok çekilmezdi böyle…
Ya peki kanunlar olmasaydı bu ülkede?
“Düzen koruyucular” adı altında bir ton kağıt… Kim kanuna uyar? Kim kanunu uygular?
Ve en önemli soru belki de: “Hangi kanunun vicdanı var?”
Hangi kanun yok edebilir bu ülkedeki terörü?
Ya da kpss sınavındaki ihlaller reçetesini?
Hangi kanun kadına şiddete bir çözüm üretebildi?
Biz kanunları bilmiyoruz, uygulayamıyoruz da belki ve eminim bu sorunun muhatapları da değilizdir…
Bizim karşımızda duran kare bir kutu var “aptal kutusu” biz bütün dünyayı, şiddeti, vahşeti, savaşı, aşk’ı hayatı ondan öğrendiğimiz zannediyoruz… Kimisi de internet dünyasından… Halbuki hayat dışarıda tüm çıplak gerçekliğiyle birebir süregidiyor.
Biz hayatın içinde var olmak yerine hayatı seyir eden olduğumuzun farkına ne zaman varacağız acaba?
Bu ülkede popüler bir kültür varsa bütün sanat camiasının üstünde dönüyor, şarkıcılar, oyuncular, siyasetçiler sahne alıyor hem de çok pahalı ücretlere mal oluyor… Haberimiz yok!
Biz televizyon sadece elektrik yakar sanıyoruz.
Neden Tarkan uyuşturucu bağımlısı olarak yakalandıktan sonra Türkiye’de bir ilk yapıp, uyuşturucu bağımlılarını hayata döndürmek için “Rehabilitasyon Merkezi” açmıyor! “Gel Gel kardeşim Acımıcak” mesela (!)
Neden Beren Saat “Fatmagül’ün Suçu Ne?” diye sosyal bir dizide başrolü çektikten sonra rekor fiyatlarla reklamlarda oynuyor da yine ülkede bir ilk’i yapıp kadın’a şiddet ile ilgili “Kadın Rehabilitasyon Merkezleri” açmıyor! “Fatmagül’ün Bahçesi” gibi mesela (!)
Biz Nuri Bilge Ceylan gibi başarımızı “Güzel Ülkem” ize ithaf edebiliyoruz
Ya da Aslı Çakır Alptekin &Gamze Bulut gibide koşabiliyoruz bir marş ve bir bayrak uğruna..
Ama ve
Galiba diğerlerimiz yeterince bu ülkeyi sevmiyoruz…
Ve bu yüzden saman kağıtların yönetimine el veriyoruz!.
Benden söylemesi!...

http://www.degisenkocaeli.com/tr/kocael.asp?x=5&mrc=67151&t=1&mrc2=51

Suçsuzum Beyaz Gömlek!..- köşe yazım


Ben kırmadım o kıymetli ziyneti…
Dokunmadım onuruna merhametin ve gerçekten incitmedim zarif mum çiçeğini…
Küçücük parmaklarımla ve hafif dokunuşlarla aldım nefesimi…
Hiç erinmedim kimseye ve tamah etmedim gözü yüksekteyken beni kesene,*
Sevdim ama sevilmedim ama yine de bir gün isyan etmedim…
Seveni üzmedim, çirkinle de gezmekten erinmedim
Hiç yemek yerken üzerine döküp lekenin yokmuş’u gibi davranma masalarına bürünmedim,
Suçsuzum Beyaz Gömlek,
Koparmadım ben iplerini ve düşürmedim lüzumsuz yere düğmelerini
Neden sevmiyor bu siyah önü düğmeli şık ceketler beni,
Bembeyaz aklanmaya hazır bir suyum ben,
Yorgun çok çalışmış zamanla ve teri suya döndürmüş bezi,
Ben sevilmezken ve yalnızken ve haksızlığa maruzken bazen
Ve üzülmüşken, ağlarken gizli gizli yalancı gülümsemelere boğmuşken seni,
Suçsuzum…
Kırmayı sevmediğim için ve hep kırıldığım için paramparça…
Sevilmekten öte sevmeyi kullandığım için,
Hep bir gözüm yüzde bir yüzüm gözde olduğu için…
Suçsuzum
Ve suçsuz olduğum kadar yorgun
Farkında…
Şu an bu cümleler ile seni yorduğumun da…
Sen panik doğuran kalp atışlarımın gömleğisin,
Sen bir örtüsün,
Gizleme ya da rol üstlenme şekli
Sen bensin
Ben sen …
Demicem…
Çünkü değilsin
Sen ben değil benimsin
Ama zaman öyle bir giydirdi ki sert kışlarıyla bizi
Havva olamadık insan gibi
Suçsuzum Beyaz Gömlek…
Niyet ettim şimdi…
Orucum
Kayıtsız sevmelere, gereksiz küslüklere, sahte gülüşlere
Çok güzel olduğum iddiasıyla yaklaşan
Had bilmezlere de…
Orucum
Suçsuz olduğum kadar,
Anlamak için en temizini…
En pisini…
*kesmek: göz ile hapsetmek

http://www.degisenkocaeli.com/tr/kocael.asp?x=5&mrc=65950&t=1&mrc2=51


Sevgili Genç-köşe yazım

Gençlik
Nasıl bir gençlik ki bu!
Karamsar taraflarım yok hâlbuki ama yeniğim ve de bir hayli yorgun
Suratım çirkin,
Suretim de haliyle…
Gençlik…
Nereye gidiyor ki bu gençlik!
Bu cümleyi herkes kuruyor,
Yoldan geçen işçiler, gezginler, sürgünler, sövgünler
Sövgün iki kelimesinden biri küfür olan insan hali…
1980’lerin gençliği vardı… Hatırla, hatırlamıyorsan al bir Kadir’in 80’lerde Çocuk Olmak kitabını gençliği anımsa…
Devrim yaptılar, karşı durdular olup bitene, isyan ettiler…
Sonra 90’lar ve sonrası milenyumun çocukları
Her şeyden yoksun, herkesten suskun bir nesil yetiştirmekte,
Gençler isyan etmeyi şöyle dursun biraz silkindiler sonra aynı hızla yerine yerleştiler
Sindirildiler…
Toplum bir süre 80’ler sonrası korkmuş
hakkıyla sinmiş genç nesillere şahitlik etti.
En çok duyulan ikaz cümlesiydi
“otur aşağı ne işin var oraya”
Det, düt, höt…
Alice’e kitabında tavşan söyledi halbuki,
Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok!!
Neden elindeki genç nüfus boş işlerle uğraşıyor hocam
Diye sorsam,
Bugün sokakta hoca kesilen her kesimden kişiye
Cevap ne olur ?
Gençliği yetiştiren anne ve baba yani ebeveynlerden başlarız işe,
Sonra eğitim sistemi,
Sonra istihdam doğru işe doğru eleman sisteminin yetersizliği dolayısıyla,
Ve nihai sonuç
Mutsuz kesim, mutsuz çehre, mutsuz genç
Daha önce de söylemiştim ya bir yazımda,
Gençlik içinde anti depresan ilaçlar kullananlar ne yazık ki fazla ,
Halbuki bizim gençliğin çeviğine, ruhu kendi dincine ihtiyacımız var…
Ben bunları yazıyorum da uyguluyor muyum peki?
Hayır elbette…
Anti depresan henüz kullanmadım ama : )
Midem ile ilgili sıkıntılarım var,
Hadi Gençlik, bırak twit atmayı, facebook açmayı,
msn’de chat yapıp, mesajlarla kampanya fırsatlarını kollamayı,
Var’lığın ne bir “kullanıcı adı”yla ispatlı,
Ne de bilmem ne sosyal paylaşım sitesi hesabıyla,
Varlığın gönüllü olarak katıldığın
Ve peşinden hiç hesapsız koştuğun
FİKİRlerin ile ispatlanacaktır…
Eytt be bu da gençliğe hitabe oldu…
Sen yine de unutma Sevgili Genç Kardeşim…
“Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” N’olur onu anti depresanlara boğarak beynini uyuşturma!...

http://www.gazetesiz.com/makaleler/oznur-altintas/sevgili-genc-120881.html

http://www.degisenkocaeli.com/tr/kocael.asp?x=5&mrc=61264&t=1&mrc2=51

3 Başlık'ta Anlattım!



Azrail’in Secde Ettiği Adam” yazan Erdal DEMİRKIRAN,

Kitapta 25 yaşındaki Golgota adlı bir gencin ölüm döşeğindeyken, ölüm meleği azrail’e bir siteminin ardından başlayan diyaloglar anlatılıyor.Tüm bu diyaloglarda muazzam bir ezgi ve yorum ile okuyarak anlamaya vurgu yapılan kutsal kitabımız Kur’ân’dan ayetler eşlik etmekte. Bazen bir başlangıç için ya da boş olmayan varlığın her şeyden ve herkesten önce kendinize ispatı için bu kitap okunmalı ve anlamlandırılmalı derim…Kitabın İçindekiler bölümünden birkaç başlık:“Bir sınav zorsa 2x2 o sınavın en çetin sorusudur” , “6 günde yarattı diyorlar, hani ol deyince oluyordu?” “Allah’ım bana biraz matematik öğret” , “ Kur’ân kendini anlatmak da aciz değildir!” ve daha nicesi…

Ve yazarın tüm ben okuma yazma biliyorum diyenlere seslenişi: “Yaratıcı kitap yazmış, yollamış da ben onu neredeyse hiç okumamışım ve adına “saygı” diyerek hem de beton çivisiyle duvarı çakmışım. Şimdi düşünüyorum da cesaretmiş bende ki!

”Karanlıkta Komedi!

Tiyatro bir zamanlar içinde bulunmaktan da büyük bir zevk aldığım dünyanın en zor ama en zevkli seyir edilesi sanatıdır benim için…O yüzden haydi tiyatro’ya dedik ve arkadaşlarımla birlikte güzel bir hafta sonu adına Kocaeli Büyükşehir Belediye tiyatrosu Süleyman Demirel Kültür Merkezi’ne, tiyatro seyrine yol aldık.Oyunumuzun adı “Karanlık’ta Komedi” Peter SHAFFER’in yazdığı oyun için büyükşehir sitesinde şöyle demiş: “Karanlıkta Komedi, ışıkların sönmesi ile birlikte karanlıkta el yordamı ile dolanan karakterler arasında geçen, ama bu kör döğüşünün ışık altında seyirciye sunulması düşüncesiyle yazılmış, en modern komedilerden biridir.”

Elbette yorum katmak gerekirse, karanlıkta el yordamıyla oyunun oynanması oyuncuların yeteneklerini ne denli komedi hamuruyla yoğurup seyirciye geçirebildiğini sınar vaziyette. Ve bu doğrultuda da gayet lezzetli bir sunum veriyor.Ama genel olarak oyun metnine baktığımızda Londra’da 1960’lı yıllarda gerçekleşen bir oyun olması sebebiyle verebileceği mesaj noktasında doğru bir seçim ve oyun olmadığı kanaatindeyim. Ve parantez içinde Büyükşehir’den “Oyunun Oyunu” , “Bir Şehnaz Oyun” , “Yaşar ne yaşar ne yaşamaz” gibi oyunların özlendiğini ve beklendiğini belirtmek de fayda görüyorum…

Ve son olarak, El’ime teşekkür!

Yemek yaparken, kek çırparken, köşe yazısı, proje, dilekçe yazarken, ders çalışır, test çözerken, telefonla konuşurken, arkadaşlarıma mesaj ve mektup yazarken, sunuculukta mikrofon tutarken sana yazıp ona söylerken kullandığım elime önce kendisini çok kullanarak yorduğum için özür diliyor ve beni asla yarı yolda bırakmadığı için çok ama çok teşekkür ediyorum …3 başlık’ta anlattım ben siz yokken neler yaptım….

Yal(a)nız! - köşe yazım




işbu başlık altında Casperintel Pentium, bilmem kaç işlemci bilmem kaç cigabaytrem’li bir dizüstü bilgisayarda yazılan kelime yığınları, toplum tarafından mağdur edilen, dışlanılan, yalnız olmaya mahkum edilen gençlerimizin ruhuna mikrofon tutma amaçlı yazılmıştır.

bugün bütün cümleler küçük harfle başlayacak büyüklenmeye gerek yok!

ne zamandır yazılarıma şık(seçenek) koymuyorum sonra seslendirmeler de yapmıyorum.sanat desen ondan da mahrum kaldık epeydir.karda mahsur kalmış gibi tüm sanatlar ve sanatçılar ayağı kayıp düşmüş düz bir çukura.edebiyat kurtarma ekibi de on dört şubat teoremini yıkmak için hazırlıklar içinde,,,

sevginin varlığını hissetmenin türevleri vardır vesselam.bunun için çiçek bir ikondur.klişe sonuç “insan sevdiğine çiçek alır” .klişe kaçış “sen zaten çiçeksin” ,,,

diğer bir türev süprizdir*.bilmeyen erkek yoktur kadın kısmının sürpriz*lerden hoşlandığını ama hepsinin en önemli rolü bu durumda “tecahül-ü arif”dir yani bilmezlikten gelme sanatı,,,“şimdi kalkacam bir kafa düşünecem plan yapacam hadi para harcamışım neyse bi de o kadar emek harcıcam yürü git laa işim mi yok” kızmayın bana n’olur bu cümleyi kuran erkekler aramızda.kimse yanındakine bakmasın...

aynı zamanda sürpriz* sadece bayanlara yapılır diye bir kaide de olduğunu düşünmüyorum ben. keza baylara da yapılabilir. çiçek de bir bay’a alınabilir. buna istinaden tüm okuyuculara soralım:

size nasıl süprizler* yapılmasından hoşlanırsınız?

a)çiçek olsun yeter…(genelde bayanların tercihi)
b)mücevher olsun…(yine bayanlar)
c)romantik bir akşam yemeği (hep bayanlar)
d) tutulan takıma kombine bilet(tabii ki baylar)
e)ev yemekleri en sevileninden(e tabii ki baylar tercih eder ama hani bir bayan da ister adam yemek yapsın)
f)kafayı dinlemek için “bir hava alalım” adı altında gezi planları, (kaçamaklar)
g)(*beklenmedik olay yani sürpriz kelimesinin Türkçesi(: ya da diğer bir deyişle seçeneği açarsak,) hiç beklemediğiniz bir anda sevdiğiniz insanın sizi mutlu etme yolunda şaşırtması,,,

işte hayat bu kadar basit detaylarda mutlu olabilecek kadar düz mantıkla idare edilebilecek durumda.ama zorlaştırmayı seven arabesk meraklıları biziz.benim isyanım, yalnızlığı dile getirip kendisine çaresiz kostümler satın alan umutsuz gençliğe.

öyleyse şimdi sorum orta yaş size! niye bir bekar kardeşinizi gördüğünüzde ilk sorunuz “düğün ne zaman , ne zaman evlendireceğiz seni v.s.” gibi bir şekil alıyor? sanki düğün masraflarını siz karşılayacaksınız. sonra azıcık üstüne başına bir özen gösteren bir genç görseniz “hayırdır bu akşam ne var” sualleri yer buluyor. yetmiyor “ya yok mu sana göre bir gelin/damat” misillemeleri. elini çabuk tut, kur şu yuvanı, çoluğa çocuğa karışma vakti, düzenli hayata geçiş gibi gibi tabelalar ile yol gösterme çabaları. yazık kimse anlamıyor bu gençleri, halbuki beklenti de yok ki materyal bir şey. hepsi yüreğin sesinde de,,, yürekler artık çok çakal öyle her “gel” diyene gitmiyor işte.

son sualim bugünlerde kendini yalnız hisseden tüm herkese yanında bir sevgilisi, eşi olsun olmasın:
evlilik ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

a)henüz bir şey düşünmüyorum bir (….) bulsam evlencem zaten (:
b)bence aşk’ı öldürür böyle özgürlük güzel, bekarlık sultanlık yalanlamaları v.s.
c)kutsal bir aile yapısı, sosyal yapı taşı, herkes onu yaşamalı !
d)saygı çok önemli (ne demek anlat desek anlatamayan büyük (salt) çoğunluk )
e)yalan abi evlilikler, aşklar da, inanmıyorum ben hiççç bunlara,,, a(ntiev)teist tipler (:

evet sevgili arkadaşlarım, benim yazım bu kadar. cevapşıklamalarınıv.s. bekliyorum bu yazıyla ilgili yorumları da mail atabilirsiniz istatistik yapabiliriz.

farz-ı mahal bana mail olarak geri dönen yazımı okuyan binlerce (!) okuyucudan şu kadarı şu seçeneği seçerek …v.s. gibi bir sonuca varabiliriz,,,

Not 1: bu yazıda, küçük harfle başlama tercihi sevgili yazar göksel bekmezci’den iken “,,,” üç virgül izi de sevgili yazar Emre Kalcı’dan alıntıdır,,,

Not 2:başlık da babanemden, babanem yalnız kelimesine hep “yalanız” demiştir. kendisi eski toprak karadenizli bir kadındır ve eminim vardır bir bildiği,,,

About this blog

Düçar =yakalanmış
Biteviye =monoton
Deruni =içten
İzafe =göreceli
Tazammun=kapsama
Tasallut =musallat olma
Mütecanis =homojen
Epigram =nükteli şiir
Vuzuh =açıklama
Muğlak =sonucu belli olmayan
Devinim =hareket
Erat =erler
Hedonist =hazcı
Dehliz =koridor
İştiyak =özleme
Muhayyile=hayal gücü
Süveyda =kalpteki gizli günah
Mutedil =ılımlı
Meczup =deli
Tekellüf =mükemmel
Muteber =saygın
Müstear =takma
Zelil,nebi =ar
  • Can umut kapısına sıkışmış gönül tortusu; sana kalan tozu toplamak bazen................. bazende toz olmak kapı yüzüne vurulmadan....

KELİME YIĞICISI'NDAN DÖKÜLEN KELİME YIĞINLARI İŞTE........DEVAM........

  • .....tükenmeyen eylemlerin kuklası konumunda sürüncemede bir hayat benimkisi..........
Hayatta küçük köşeciklerim var...sevenlerimin yüreğinde yaşama sebebim olan...ve birkaç köşem var kalemime ışık tutan beni köşe yazaN'ı yapan....

benim tabu kanunlarım var, dogmatik inançlarım, kısır arzularım, gömülesi yalnızlığım.... Bütün kelimeleri gelişigüzel harcayıp dolu dizgin saçmala hissiyatıyla çevrili sözlerim...kansızım...zansızım...yansızım...ama hâla cansızlar arasına alınmadı adım

Kelime Yığıcısı'nın Listesi

Kelime yığıcısı'nın duası: Allahım değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasıdaki farkı ayırt edebilme sağduyusu ver.=Amin=
Bu gadget'ta bir hata oluştu