İki Kara Bulut!


Bir kara bulut geldi öyle ne haberli ne de bilinçli idik… Bize tanrının davetsiz bir misafiri gibiydi… Ya da davetsiz bir imtihan anı mı demeli?
Sel felaketi: İstanbul’u sular aldı götürdü adeta… İnsanlık bir felakete daha şahit oldu maalesef… Yeri geldi… Çünkü ancak yeri gelince konuşulurdu bu konular… “Olası bir sel felaketine karşı ne denli hazırlıklıyız?” soruları manşetlere taşındı. Gerek devlet olarak, gerek sıradan vatandaş olarak darttık kendimizi? Ve maalesef terazinin ağır basan tarafını görmemeyi yeğledik…
Sel keşke hep bir aşk şiirindeki mısralarda kitli kalsaydı. Sel olup aksaydı hep yakışıklı erkeklerin sevdası güzel kızlara… Ve güzel kızların gönlü meyletseydi beyefendi erkeklere… Hayır bir sel vardı ama felaket getirdi bu insanlığa… Çamur deryasına döndürdü güzel yurdumu… Avrupa kenti’m İstanbul’u en başta!
Bir kara bulut… Çamura bulamıştı ya onca vatandaşı… Aklıma bütün bunların daha soyut şeylerle ilintisi resmetti. Biz zaten nasıl bir ülke olmuştuk ki de çamura yabancılık edecektik? Bir genç kızımız sevgilisi tarafından katlediliyordu ve cesedi bir gitar çantasına lâyık görüldü çöp tenekesi kapsamında… Kanını taşıyan ırzına geçen oluyordu , ve yine birçok şehitler ölüyordu. Şehit ölüyordu da Güzel Yurdumun Kuvvetli bir çok kolu öyle pek de bir şey yapamıyordu…. Bir de Kürt açılımı adı altında saçma sapan politikalarla ülkeyi meşgul ediyorduk. Bir domuz gribi vardı popülalitesi yüksek… Her ülkeyi gezmiş de meşhuriyetini koruyordu. Salarak tüm mikrobunu… Ortalık zaten çamur deryası idi ya… Nasıl bir bataklıktı ki bu… Gelecekten ümitsiz gençler yetiştiren bir toplum olmuştuk… Çocuklar okul çağında öğretmenlerine küfreden olmuştu. Toplumda saygı, sevgi çoktan yitirilmiş… Ve güzel olan bir çok şeyin yoksunluğunun, açlığının sonucu… Yitirendik toplumca en baş değerlerimizi… Bu denli çamura bulanmış bir soyutluğun içinde yaşarken biz…_ki buna yaşamak denirse_ Bu sel felaketinin somut çamuru nice etkileseydi ki bizi?
Bir kara bulut… Evet kahverengi çıldırmış gibi akan bir su katıyordu önüne ne geçerse… Sel BMW marka arabayı da sürüyordu ucu bilinmez bir hurdaya çevirmeye … Yılların eskitemediği TOROS’u da…
Ve evet sel bodrumda fakir ailenin yuvasını da karartıyordu. Deniz kenarı, göl kenarı villa sakininin yuvasını da… Onun ayrımı yoktu işte soyut çamur deryasında olduğu gibi… Ahirette iman dünyada mekandı ya… Mekan çamurdu, bataktı…. Ya iman… İnancını yitirebiliyor muydu insan böyle anlarda? Can da aldı bu sel felaketi… Çaresizdik işte… Çare biz değil…dik.



Bir kara bulut daha!
Yine bir arkadaşımın semalarını yelken tutmuştu bu sefer … İnsan hayatı boyunca bazı an’lara şahitlik eder… ve o ki bazı anlar ona bıkkınlık verir hayattan… Belki kimileri o anda ölümü bile düşünen acizlerdendir. Can sana ait değildir ki… Sana emanet edilendir oysa… Yolundan gitmeyen bir şeylerin yoğunluğundan söz edilir… Klişe bir söz dizisi farz-ı misal! “offff hiçbir şey yolunda gitmiyor sitem baş cümlesi…. İş desen maaşları alamıyoruz, aşk desen huysuz bir sevgilim var, ailem desen derin bir offf daha çeksem baştakinden daha fazla “F” harfi muhtevalı… Huzur istiyorum… Ve herkesin ulaşmayı beklediği daimi mutluluğu arıyorum” Hani bu felsefik ruh bilimlerinde “mutluluk burada” , “ aşk burada” ,”para burada” v.s denir ve burada diye işaret edilen yön el ile kalbi gösterir ve kişi telkin edilir ya… İnandım ben şimdi… Hepsi içimde benim… Ama ben öyle beceriksiz, meziyetsizim ki bunu yapmayı beceremiyorum… Al işte beni daha kötü bir psikolojiye soktun be kardeşim, düzelteyim derken… Kimliğimle ilgili özgüvenimi kaybettim… : )))
Kendini mutsuz hisseden herkese gitsin bu yazı… Düşünün ki koskoca profesör Üstün DÖKMEN bile “Küçük mutluluklar” demiş… Ve hayattaki en güzel ve en insanoğlu için gerekli mutlulukların aslında ne kadar küçük şeylerde gizli olduğunun ifadesi savaşına girmiştir… Bence nitekim de başarılı olmuştur büyük bir çoğunlukta…
İlk karabulutumuz… bir felakette yitirilen ya da yitiren olmayı mı tercih ederdin… Düşün gereksiz olacak belki bu sabah senin için ama… Gören güzel gözlerine, duyan minik kulaklarına, yazan zarif parmaklarına, tutan sütun bacaklarına, upuzun saçlarına belki, kendini ifade edebilen diline…Şükret… Ben varım seni anlıyorum… Bunun için şükret… Sen varsın anlatabiliyorsun Buna da şükret… Şükrü amcayı bu kadar çınlatman yeter….: ) Bil ki kim olursan ol…Tanımasam da seni…Seviyorum insan olduğun için… Ve bunun için bile sadece mutlu olabilirsin….
Şimdi düşün İki kara bulut… Bir çamur deryası… Hayat imtihan… Gözlerinin önünden hep bunlar geçip gitsin olur mu? Ve sen düşünmeye devam et! Ve bil tanımasam da seviyorum seni sırf İNSAN olduğun için…
Sevgiler…

3 di (yorum):

About this blog

Düçar =yakalanmış
Biteviye =monoton
Deruni =içten
İzafe =göreceli
Tazammun=kapsama
Tasallut =musallat olma
Mütecanis =homojen
Epigram =nükteli şiir
Vuzuh =açıklama
Muğlak =sonucu belli olmayan
Devinim =hareket
Erat =erler
Hedonist =hazcı
Dehliz =koridor
İştiyak =özleme
Muhayyile=hayal gücü
Süveyda =kalpteki gizli günah
Mutedil =ılımlı
Meczup =deli
Tekellüf =mükemmel
Muteber =saygın
Müstear =takma
Zelil,nebi =ar
  • Can umut kapısına sıkışmış gönül tortusu; sana kalan tozu toplamak bazen................. bazende toz olmak kapı yüzüne vurulmadan....

KELİME YIĞICISI'NDAN DÖKÜLEN KELİME YIĞINLARI İŞTE........DEVAM........

  • .....tükenmeyen eylemlerin kuklası konumunda sürüncemede bir hayat benimkisi..........
Hayatta küçük köşeciklerim var...sevenlerimin yüreğinde yaşama sebebim olan...ve birkaç köşem var kalemime ışık tutan beni köşe yazaN'ı yapan....

benim tabu kanunlarım var, dogmatik inançlarım, kısır arzularım, gömülesi yalnızlığım.... Bütün kelimeleri gelişigüzel harcayıp dolu dizgin saçmala hissiyatıyla çevrili sözlerim...kansızım...zansızım...yansızım...ama hâla cansızlar arasına alınmadı adım

Kelime Yığıcısı'nın Listesi

Kelime yığıcısı'nın duası: Allahım değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasıdaki farkı ayırt edebilme sağduyusu ver.=Amin=
Bu gadget'ta bir hata oluştu