Köşemin yazarı_Kelime Yığıcısı


Küçük bir dünya düşlediğim zaman: böyle kelime yığınlarından oluşan... İşte o zaman kendime bir köşe tutturuyorum ve kelime yığınının bir köşesinden de ben tutuyorum… Görüyorum…Bazı kelime yığınları fotoğraflarla besli. Ama ben sadece kelime yığıyorum… Bazıları saçma buluyor, bazıları beğeniyor… Facebook’tan beni bulup yazılarımı okuduklarını ve güzel beğenilerini dile getiriyorlar… Bazıları köşeme yorum yapıyorlar. Benim yazılarım farklı biliyorum… Herkes anlamıyor… Herkese hitap etmiyor. İşte bu yüzden kimisi gereksiz görmekte de nihayetinde haklı! Esasında köşe yazarı dediğin yazdığı gazetenin ya da internet gazetesinin nihayetinde haber yayın aracının okuyucusuna hitap etmeli… Dolayısıyla da haber niteliği taşımalı… Biliyorum ama bildiğim gibi yazmaktan da vazgeçemiyorum. İlk zamanlar öylesine diye başladığım bu yolculuk serüveninde gittikçe yazmadan duramadığımı ve aslında yazacak çok söz’ün var olduğunun farkına vardım. Ve şöyle baktığımda geriye doğru; üç etiket altında toplayabilirim yazılarımı diye düşünüyorum.

Bunlardan birincisi; ÜLKE gündemine yönelik yazılar yazmış olmam….Örneğin; Seç(ebilen)menim!(seçim zamanında seçmen sıfatı yazısı), Olmazsa Olmazımız Ana’mız(Anneler günü yazısı), Babam baş rolde(babalar günü yazısı), 17 Ağustos resmi(adı üstünde:))Anlamıyorum!(demokratik açılım ve domuz gribi(aşısı) vurgulu yazım) Kahraman Çizgi Roman (terör ve türban vurgulu yazım),İki kara bulut (sel felaketi ardından yazılmış yazım)Welcome to Ramazan(!) (Ramazan ayına özel yazım) ….

İkincisi; Bazı kalıplaşmış kavramların veya isimlerin anlamlarını hikâyelerle anlatmış olmam… Örneğin; Neden Pişmaniye bilen var mı?(Kocaeli’nin meşhuru pişmaniyesinin hikayesi) , Sirkeyi Satma, Balı damlat!(kavram anlatımı) Ve şimdi de hazırladığım üçüncüsü yakında onu da yayınlayacağım: Neden Püf Noktası?(püf noktasının neden püf olduğu)

Üçüncüsü; Merak konum olan psikoloji üzerine yazılmış insan davranışlarından, gözlemlerimden yazılar… Aslında en kişiselleri bunlar…Elbette bende köşesinde kendi sosyal yaşantısından, gittiği konserlerden, erkek arkadaşlarından bahseden yazarlardan değilim: ) Benimkiler bana göre daha çok psikolojik tanı sonucu oluşmuş tespit yazıları: Örneğin; Dört Mevsim Bahar, Sevin Yalan Söylemeyi, Biri Mutlu Ol Dedi, Şöyle Bir Düşün, Büyüyünce Ne (mutlu) Olacaksın?...gibi.

Nihayetinde baktığımda şöyle arkaya pek bir köşe yazısı göremiyorum… Kendime de yüksek sesle köşemin yazarı diyesim geliyor:) Ama edebi yazmak…Düz cümle kurmamak…hoşuma gidiyor… Anlamak için bile bazı yazılarımı düşünmek üzerine mesela… Bir kere okumanın yetmemesi mesela… Sonu üç nokta ile biten kelime yığınları mesela…Seviyorum….Ve biliyorum KELİME YIĞICISI’yım ben! Bazen size farklı pencereden bakmanız hususunda yardımcı olma çabasına giren bazen de tespitine onay bekleyen….Seviyorum yazmayı da okunmayı da… Okuyanımı da:)

10 Ocak Gazeteciler günü biliyorsunuz bundan sebep aslında böyle bir yazı yazma gereği duydum ve Asla kendimi gazeteci gibi hissetmedim… Kendime mümkün mertebe de köşe yazarı bile demeyi saygısızlık olarak adlettim köşe yazaNı dedim! Zaten araştırmacı gazeteci bir köşe yazarı gibi yazmıyorum ya o konuyu sabitledik köşemin yazarıyım işte….Kelime yığıcısıyım işte: )

Bugünlerde en popüler tartışma konularından biri farklı triplerle (kusura bakmayın seksi pozlarla röportaj yapmaya başka bir terim bulamadım) röportaj yapma hevesi. İşinde başarılıysan böyle şeylere gerek duymazsın zaten… Amacın farklılık değil o kesin de… Amacın ne amaç ne? Onu biliyor musun…… Ben onu bilmiyorum işte! Ben kendime köşemin yazarı derken sen… Neyin gazetecisin ya da hangi köşesin, hangi köşedensin, muhabir misin, in misin, cin misin….??? Ne ise ne… Herkesin köşe yazarı olduğu şu günlerde gazeteci olmayan bir köşe yazaNı ben olarak… Onlara popülaritenin ne kadar geçici bir şey olduğunu ve şu anlık sükselerinin daimiyet kayıtlarının olmadığını, saygınlığını yitirdiklerini hatırlatmak isterim (haddim olmayarak…haddimi bilirim:))….Ve gel gelelim gazetecilere….Ben bazı Gazetecilerin ellerindeki basın gücünü nasıl umarsızca ve onursuzca kullandığının da farkında bir köşe yazaNı olduğumun altını çizmek istiyorum esasında. İsmi lazım değil Kocaeli’de en çok okunan gazetelerden birinin genel yayın yönetmeni ile işim gereği yaptığım olumsuz görüşme de bunu ispatlar nitelikte idi zaten. Kendisi mağrurlu bir eda ile ismini bana hönkürerek ben…..filanca filancayım…Filanca gazetenin genel yayın yönetmeniyim hanfendi derken…pek bir gülesim geldi doğrusu…. Bu tavrım da pek bir üzdü kendisini sanki:)

Prof.Üstün DÖKMEN’in seminerlerinde ve kitaplarında en ehemmiyet verdiği noktadır: BEN’lik… İnsanlar benliklerini kaybetmemeli her şeyden önce. Üstün hocamız şöyle anlatır İnsan bir dir rakamla “1” zaman geçtikçe yanına sıfırlar eklenir ve insan değer kazanır. Meslek sahibi olur, baba olur, müdür olur, mühendis olur, doktor olur, avukat olur, genel yayın yönetmeni olur,üst düzey yönetici olur, kaymakam olur, vali olur, başkan olur……v.s bir bakmışsın bir gün doğan “1” şimdi “1.000.000” olmuş …. Ne güzel ne değerli oldu değil mi? Bir nerede 1 milyon nerede? Ama…. Bir milyonda bir 1 yani benliğini kaybederse 000.000 sadece sıfır(etkisiz eleman) kalır…. O yüzden siz ne olursanız olun ama bir(ben) olun öncelikle! Bencil olmayın ama Benliğinizi de kaybetmeyin asla!

Aynı zamanda gazeteci etiketi üzerinden benlik sınavı hesaplama trigonometrisini(!) de anlattık. Bir isimden de bu yazımda bahsetmek istiyorum. Tercüman gazetesi genel yayın yönetmeni Sn.Ufuk BÜYÜKÇELEBİ yazımı okumuş ve beğeni e maili gönderdiğinde çok mutlu etmişti beni. Ve işte o zaman ben deniz köşemin yazarı, kelime yığıcısı…ha dedim bak beni anlayanın Çelebinin büyüklüğüne! :) (tabasbus yok samimice;)) daha sonra yazdığım bir yazıya da yorum yapınca yine “Yazın güzel olmuş, keşke herkes anlayabilse” diye, çok mutlu oldum. Biri beni anlıyor…Birçoğu beni anlıyor belki biliyorum ama… Onun da anladığını bilmek beni mutlu ediyor. Kendisine ulaşamadım bir türlü: ( Ulaşırsam ne yapacağım onu da bilmiyorum ya! Buradannnn…Sn.U.B.’nin bu anlamlı gününü kutluyor ve saygılar sunuyorum… Ve son olarak özel mesajımı ilettim ve özelden genele….

Gazetecilik mesleğini GURURLA yapan tüm gazetecilerin bu anlamlı günün kutlarım…

Sevgiler Hepinize…

4 di (yorum):

  • nalan | 10 Ocak 2010 14:01

    Sen yaz Ozim;biz okuyalim.Anlayan anlasin ,anlamayan hayiflanmasin.Yazmak ;bir nevi kendine haber vermektir icinden gecenleri...
    uc noktalari,devrilen cumleleri...
    pat diye aklima gelen ilk cumleyle yazdigim yorumlari hem tuhaf bulur hem severim ben de.
    Bazan da Susanna Tamaro okurken soyledigim gibi :bu konuda dusunseydim ben de boyle soylerdim diyerek tatli bir saskinlikla dusundugumu farketmeden dusunduklerimin dile gelmesini severim.
    Dedim ya ;yaz sen...
    ne kadar iyi anlatsan da ,anlattigin ;karsindakinin anlayabildigi ile sinirlidir.
    Ben bu hafta bunun tatbikatini bol bol yapmaktayim:)))
    optum seni

  • Syrakusa/Beter Böcek | 10 Ocak 2010 22:26

    Yazılarını takipteyim . Yazabildiğin kadar yaz. Çöpe gitmez okunur . Daha olmadı buzlukta dondurur köfte yaparken kıymanın içine didikleriz . Pek güzel olur. Kalemine sağlık.

  • bitter | 11 Ocak 2010 03:52

    tatlım benim canım Özim, Yine söylüyorum kendini bukadar hafife almamalısın.. Bizleri aynı paydada toplaman kolay birşeymi sanıyorsun? Sen hep yazan biz de hep "seni" okuyan olduktan sonra..

    Sevgiler,
    Senii ç ooo k seven ve okuyan,
    Bitter : )

  • Palyözi | 12 Ocak 2010 05:37

    Sevgili Nalan Öğretmenim:) teşekkür ederim tüm söyledikleriniz için...evet ben yazıcam...kim tutar beni nalan öğretmenim öyle söyledi:)
    bende öpüyorum çok seni....

    Sevgili Beter Böcek:)teşekkür ederim mutfağına beni kattığın için:)

    sevgilü Bitterim:) canım benim yerim seni....:P teşekkür ederim variyetine her daim koca tebessümlerle şükür ettiğim...

About this blog

Düçar =yakalanmış
Biteviye =monoton
Deruni =içten
İzafe =göreceli
Tazammun=kapsama
Tasallut =musallat olma
Mütecanis =homojen
Epigram =nükteli şiir
Vuzuh =açıklama
Muğlak =sonucu belli olmayan
Devinim =hareket
Erat =erler
Hedonist =hazcı
Dehliz =koridor
İştiyak =özleme
Muhayyile=hayal gücü
Süveyda =kalpteki gizli günah
Mutedil =ılımlı
Meczup =deli
Tekellüf =mükemmel
Muteber =saygın
Müstear =takma
Zelil,nebi =ar
  • Can umut kapısına sıkışmış gönül tortusu; sana kalan tozu toplamak bazen................. bazende toz olmak kapı yüzüne vurulmadan....

KELİME YIĞICISI'NDAN DÖKÜLEN KELİME YIĞINLARI İŞTE........DEVAM........

  • .....tükenmeyen eylemlerin kuklası konumunda sürüncemede bir hayat benimkisi..........
Hayatta küçük köşeciklerim var...sevenlerimin yüreğinde yaşama sebebim olan...ve birkaç köşem var kalemime ışık tutan beni köşe yazaN'ı yapan....

benim tabu kanunlarım var, dogmatik inançlarım, kısır arzularım, gömülesi yalnızlığım.... Bütün kelimeleri gelişigüzel harcayıp dolu dizgin saçmala hissiyatıyla çevrili sözlerim...kansızım...zansızım...yansızım...ama hâla cansızlar arasına alınmadı adım

Kelime Yığıcısı'nın Listesi

Kelime yığıcısı'nın duası: Allahım değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasıdaki farkı ayırt edebilme sağduyusu ver.=Amin=
Bu gadget'ta bir hata oluştu