BLOGDAN SEÇMELER!



Sevgili Haykırış blog sahibi.... Sevdiği ve izlediği bir çok bloğun tanıtımını yapan PDF formatında bir kitapçık şekline getirmiş... Çok da güzel olmuş... 98 sayfadan oluşan bu kitapçık gerçekten çok güzel bloglardan oluşuyor... Göz atmanızı tavsiye ederim... BLOGDAN SEÇMELER




Sevgiler;) Selamlar.... İyi seyirler...Falanlar.... Filanlar....


insanlık...ölmedi ya! " deriz ya hani hep! İnsanlık çıkarsız sevgilerde gizli bence... kocaman gönüllerin cömertçe internetten sunuşu işte.....paylaşmak güzel kim ne derse desin...doğru insanlarla doğru yerlerde doğru dialoglarla tanışmak kadar güzel....


;)

Hem okudum, Hem yazdım!

Son 3 ayda okuduğum kitapları yazmak istedim… Ve yazdım gitti:)

BİR ÇİFT YÜREK_Marlo MORGAN: Çok güzel bir kitap… Öncelikle elime okumaya başlama sebebim: Morgan’ın hiçbir kitabını okumadım bunu da çok duymuştum okumam gerek düşüncesine kapılmam idi…
İnsan bu kitabı okurken bence sınırların kendi yaşamında neleri ifade ettiğini sorguluyor. Kendinize sorular sormanızı sağlıyor yani… Bu açıdan güzel! İlk başta “Bir çift yürek” diyince hiç konusunu araştırmadan hayal ettiğim aşk romanı olması idi. Yanılmışım. Çok başka bir kitap…Morgan’ın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen sürükleyici ve akıcı bir anlatımı da var… Ve kitabın en çok sevdiğim son bölümlerinden bir cümlesi… Aborjinlere ait olduğu söylenen dua: “ Allahım değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasıdaki farkı ayırt edebilme sağduyusu ver.”
Bence kesinlikle okunması gereken bir kitap! –bu da çok klişe bir cümle oldu Ya da şöyle diyelim… Kitap okurken çok büyük fayda sağlanır. Bu fizyolojik bir fayda değildir. Karnınızı doyurmaz, uykunuzu almanızı sağlamaz… Bilakis aç kalabilirsiniz bir kitabı bitireceğim diye veyahut uykusuz… Ama kapattığınızda bir kitabın son sayfasını 2 dakika da olsa durup düşünüyorsanız bence fayda! Fayda bu anlamda göreceli… Neyse diğer kitaplara geçelim:


ŞİMDİ DÜĞÜN ZAMANI_İpek ONGUN: Lisedeyken romanlarını büyük bir hayranlıkla, hevesle ve tek nefeste okuduğumu hatırlıyorum. “Bir Genç Kızın Gizli Defteri” ile başlayan serüveni “Adım Adım Hayata” ya kadar okumuştum… Geçenlerde de Dur birde şu “Şimdi Düğün Zamanı” nı okuyayım dedim ki! Tam bir hayal kırıklığı… O kadar basit ve sıradan bir dil geldi ki üzülerek söylüyorum…Kitabı bile bitiremedim. Yarıda kaldı: ( Belkide ben henüz “Şimdi düğün zamanı” okuyacak kıvamda değilim bilemiyorum…: )
GİT KENDİNİ ÇOK SEVDİRMEDEN_ Tuna KİREMİTÇİ: yine aynı sebepten ötürü ; “ya şu Tuna KİREMTÇİ’nin bir kitabını okumalıyım diye düşünüp… Okudum. Önce ilk romanını okudum. “Git Kendini Çok Sevdirmeden” ve çok beğendim… Sürükleyiciydi. Akabinde ikinci bir kitabını daha okudum. Sadece kitabın adı için bile okuyabilirdim. “Bu işte bir yalnızlık var”
Yazarın öncelikle kitaplarına koyduğu isimler çok güzel… Ve bence başlık çok önemli… Kimse güzel bir kızı gördüğünde ilk önce bacakların ya da kollarına bakmaz değil mi? _kötü niyetli değilse tabi: ) – Yani ilk önce baş’a bakarız… Başlık’a bakarız….
“Git Kendini Çok Sevdirmeden”: Aynı anda farklı iki zamanı anlatan bir roman… Bir kadının önce şimdiki zamandaki durumu ve çocukluğu anlatılıyor… Bir süre sonra iki hikaye çakışıyor… Konusu tek kelimeyle anlatılmak istenirse: Aşk… Zaten başlıktan da belli!

“Bu İşte Bir Yalnızlık Var”: da ise… Kahraman bir adam… Bir zamanlar müzik grubu olan bir adamın grup dağılması akabinde gitaristken gitar tamircisi olmasını ve aynı zamanda boşanmış bir adamın eski eşi ve kızı ile diyaloglarını… Komşusu ve aynı zamanda arkadaşının eşi ile arasında yaşananları v.s konu ediniyor. Böyle anlatmaya kalkınca işin içinden çıkamıyorsunuz aslında. Sayın Kiremitçi romanının bu şekilde bir okuru tarafından anlatıldığını duysa üzülürdü kesin: ) Aslına bakarsanız; her iki romanda da kahramanların cinsleri farklı ama konu edilen hikayenin bir yerlerindeki ortak nokta: evliliğinde sorun yaşayan mutsuzlar……….. Burada uzun 3lü noktalar bırakıp diğer ortak nokta tespitime geçiyorum. Kitap bütün heyecanıyla ve sürükleyici anlatımıyla hikayeye sizi bağlıyor. Öyle ki kendinizi gün içerisinde bir boşlukta kitaptaki kahramanları düşünürken bulabiliyorsunuz. Ve dolayısıyla sonunu merak ederek ve kesin birçok senaryo ile hayal kurarak kitabın son sayfalarına geliyorsunuz ki kitap bitiyor. Olay tam manasıyla sonuçlanmadan durum anlatma gayesi seziliyor bu durumda da.
MASUMİYET MÜZESİ_Orhan PAMUK: Esasında bu kitabı okuma arzumda ayıp olacak ama Nobel Ödüllü yazarımızın bir kitabını okuma gereğini yoğun hissedişimden kaynaklı: )
Kıskandırılacak bir aşk hikayesi; her sayfasında sanki sizde o aşkı yaşayan oluyorsunuz. Dili tahmin ettiğim gibi ağır falan değil çok sade, anlaşılır bir dil kullanmış Sayın Pamuk( böyle anlatırlar ya:) . Kahraman zengin Kemal bey’in fakir Füsun’a duyduğu muazzam aşk anlatılıyor her şekliyle… Ve o aşk bir müze inşaa ediyor romanın sonunda… Evet aşk hikayesi güzel fakat yinede sürükleyici olduğunu söyleyemeyeceğim… Anlık birkitap sonunu merak da etseniz belkide kıskandığınızdan artık Kemal Bey’in sayfalarda Füsun’a olan aşkına ve sabrına şaşırıyorsunuz….;)

BOZCAADA ÖYKÜLERİ_Kadir AYDEMİR:
Arkadaşım Kadir AYDEMİR’in kitabı olma sebebi ile aldığım bir kitap: Öncelikle arkadaşım diye söylemiyorum: ) Çok güzel bir kitap. 34 birbirinden değerli yazarın anlattığı Bozcaada öykülerini yaşıyorsunuz adeta bu kitapta. Benim gibi hiç Bozcaada’yı görmeyenlerin içinde ilk fırsatta gitmek arzusu doğuyor. İçinde aşk olan, yalnızlık olan, acı, gözyaşı, merak her şeyi barındıran hoş bir hikaye birikintisi olmuş bu kitap. Uzun zamandır böyle hikayelere ara vermişim hep roman okuyormuşum hissine kapıldım. Özlemişim böyle bittiğinde 2 dakika kendime gelemememi sağlayan hikayeciklerde boğulmayı…

FİNAL YORUMU:
Hem okudum hem yazdım….
Okuldayken bize zorla dayatsalarda ders kitaplarını tabir-i caizse hatim etmeyi biz bıkmıyoruz kitap okumaktan… Her kitapta kayboluyor ve son kapak sayfasına kapatmadan da kendimizi buluyoruz….Diyen olmalıyız dilekleriyle;
İyi okumalar…

8 Mart’a Özel 8 Kadın Misyonu!


8 Mart dünya kadın günlerine özel ülkemizdeki 8 kadın misyonunu onları benzettiğim somut ya da soyut şeylerle anlatmak istedim sizlere… Elbette kadınlar 8 prototip ile ifade edilebilecek kadar basite indirgenmiş değil. Onlar tarifi mümkün olmayan çok güzel yaratıklar;) Bugünkü yazımızda kadınlar mumsuzlar, iskeleler, sabunlar, jiletler, amazonlar, kumaşlar, yarasalar, kum torbasılar…


1.kadın: Mumsuz kadın; çocuklarına ve hasta eşine bakmak zorunda olan kadın.
Işık sabah birilerine doğan güneşti… Gün kendine ışığı eş seçti. Güneşi görmekti bir yeni gün umudu yaratabilmek için gereken.
Sorumluluk ise hayatın belkide genç, güzel bir kadına attığı en büyük kazıktı! Masmavi gözleri kadının gür kaşlarının çirkinliğini çoktan örtüveriyordu işte. Bakımsız kadın güzeldi işte. Maviliği solsada çoktan gözlerinin hayat daha başka bir mağrurluk öğretmişti bir çift göze… Sabah o gözler 4 çocuğunu okula gönderiyor ve hasta yatalak eşinin bakımını sağlıyor ve hikayelerini bilmediği ve hep en çok sıcaklığına olmak üzere özendiği dört duvarlı evleri temizliyordu. Sildiği mermerler, döşemeler, ovulan lavabolar hep hayatın kendisine gösterdiği talihsiz kaderin intikam gereciydi sanki… Her yer aşınıyordu… ama neticesinde pırıl pırıl oluyordu işte. Kadın her akşam eve döndüğünde aynı gözlerle yine hasta eşinin bakımını görüyor ve çocuklarına yemek hazırlıyordu. Fark etti damından su sızan, pencere arasından rüzgar esen küçük gecekondusunun 3 ay ödenmeyen fatura yüzünden karanlık gecelerinin tek ışığı ne bir kandildi ne de bir mum! Kadının masmavi parlayan umut gözleriydi o evin güneşi… Evin mumu, ışığı o gözlerdi… O gözler ise mumunu çoktan yitirmişti…


2.kadın: İskele kadın: kültürlü, eğitimli, zeki, başarılı ama yalnız kadın.
Her sabah, her öğle, her akşam… Her ve hep… En çok kullanılan kelimeleriydi bir kadının sanki. Okulunun en iyisiydi. En başarılı öğrencisi. Hep ailesinin gurur kaynağı olmuştu. İşinde de en başarılısıydı. Belki bu başarı onun iyi bir dost sahibi olamamasının sebebiydi ama…Başarılıydı işte. Her sabah kalkar. Diyetisyeninin tarifine uyan kah mısır gevrekli kah kibrit kutulu kahvaltısını yaptı. Akabinde de makyajını yaptı, giyindi, ayakkabı, çanta,takı derken kendini kapıda buldu. Arabasına bindi ve işe gitti. Akşam aynı eve geldi… sabahki telaşın tersiydi sanki. Her sabah, Her akşam, Hep sabah, Hep akşam… Hayat bazen dalgalı bazen duruk bir denizdi onun için işte. Binbir çöpüyle, deniz yıldızı hep bir hayaldi, etraf deniz kestaneleriyle dolu ve deniz anaları… Hepsi can yakıcı. Kestaneler edinemediği dostluk misali rakip hemcinslerini temsil ediyordu. Denizanaları da… O bu tabloda iskeleydi işte… Herkesin uğrak yeri… Bir çok hikayenin itiraf yeri.. Herşeyi bilen bilge iskele… bilge kadın… hem kalabalık, hem yalnız… Aslında çok yalnız… Koca karışık bir denizde tek başına bir iskele…

3.kadın: Kum torbası kadın; şiddete maruz kalan cahil kadın.
Şartlar, kader kendini geçici de olsa susturmak için söylenen seçilmiş kelimelerdi bunlar! “ne yapalım bacım kaderimiz böyleymiş” Gözlerindeki morluklar, vücudundaki kırıklar, sızlayan yaralar, kabuklar… Gururu incinmiş, yorgun, hasta bir kadın… Ve o yumrukların, kırıkların, yaraların doğurduğu çocuklar… Ona sebep o zamanların gerekçesi seçilmiş cümle “kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” “herifin vurduğu yerde gül biter” . Bunlar keşke sadece bir tiyatro metininden kalma tiratlar olsa idi… Bir adamın himayesi, bir adamın gücü, bir canavarın şiddeti ile eş değil mi nihayetinde. Kum torbası kadın… Ne kıvrak beli şiirlere esin perisi… ne sütun bacakları, ne dik göğüsleri… Onlar yumruklarla, kırıklarla belki daha da canice sigara sönükleri, bilmem ne izleri ile süslü. Ve o yaraların çocukları… Kum torbası kadınların çocukları… Biz sanatçıların kadın vücutlarını gitar gölgeleriyle kombinlediğini anımsıyoruz oysa… Oysa Türkiye’de bir çok kadın kum torbası muamelesi görmekte… Dümdüz bir kum torbası…

4.kadın: Yarasa kadın;hayat kadını…
Senaryo üretmek çok zor değil. Cinsel istismardan doğan bir meslek erbabı yapıyor kadını kum torbası kadının seçilmiş kelimelerinden biri olan kader. Belki çocukluğunda üvey baba, üvey ağabey alıyor bu kaderi tepsiye sunan kötü adam rolünü. Belki bilinmeyen bi yabancı adam… Belkide erken yaşta evlilik, yanlış evlilik v.s. Kimse sevmez o kadını. Belki şu anda beni okuyan bir çok okur da meslek olarak lanse ettiğim için bile kızıyordur. Gece çalışan bu yarasa kadınlar… Kader mahkumları işte! Hiç birine acıyamıyoruz kızıyoruz, anlamıyoruz-anlayamayız da zaten- vuruyoruz. Vurun kahpeye! Hiçbiri kankamız olmamalı elbet ama onlarda insanlar! Ve kelimenin tam manasıyla onlar birer kader mahkumu….Kadere teslimiyetleri kendi tercihleri olmasada ilk başta… Devamı zayıf kadınımı buna sürüklüyor işte! Keşke iskele kadınlarım boş zamanlarında sığınma evlerini biraz daha arttırıp kucak açsa potansiyel yarasa kadınlara ve kum torbası kadınlara(!)

5.kadın: Kumaş kadın; cinsinin aklının sadece iyi kumaştan anladığına ve alışveriş, güzellik, moda için yaratıldığına inanan kadın.
Bazen bir bez parçasını tutar da şöyle deriz: “hımm yeri güzelmiş, (malı güzelmiş manasında)” Kalite bir kumaş için fiyattır nihayetinde bir yerde. Dört işlemden uzak, klişe olacak ama ekmek fiyatından, asgari ücretten bihaber birçok kadın vardır. Sadece mağaza dükkanlarını, markalarını ezberinde tutan. Bu tip kadınlarla sohbet etmeye kalksanız. Birçok şeyi unutuverirsiniz. Öncelikle dışarıdan baktığınızda “aaa ne kültürlü kadın” diyebileceğiniz bu kadının; biraz konuşunca tek bildiklerinin dinlediğinizde bile Türkiye’de yaşadığınızı size unutturanlarla süslü yabancı terimlerin yani markaların olduğunu anlayacaksınız. Vakitlerinin büyük kısmı ayna karşısında, alışveriş mağazasında, güzellik salonunda, kuaförde geçiren kumaş kadınlar… Tek kendine koydukları hedefler… Yakında düzenlenecek bir organizasyonda ne giyecekleri, ne takacakları…v.s. Onlar için işte tüm memleket meselesi bu! İtina ile uzak durulması gereken kadınlar… Bilginiz olsun… Kumaş kadın diyoruz onlara çünkü nihayetinde kumaşında modası var… Bu arada kriz var diyorlar… Ama her haftasonu annemi gezdirmeye çıktığımda alışveriş mağazalarında gördüğüm özellikle kasa kuyrukları beni güldürüyor. Ve Sayın başbakanıma hak veriyorum “Kriz vallahi de billahide teğet geçmiş işte”….

6.kadın: Sabun kadın; aldatılan kadın
Aldatılan kadın derki: “Öfkem acılı bir adana sanki; canımı yakıyor hoşuma gidiyor… Yedikçe daha çok yiyesim geliyor. Hırsım bir bombanın pimini çekiyor sanki ve intikamım alevleniyor. Acım bütün kanıma işlemiş. Saçma sapan şeyler yapma arzum tarifsiz günahlara sokma niyetinde beni… Aldatıldım…Gerçek bu! Canımı yakan bir şey bu! Atlatabilir miyim bilmiyorum… Aldatılmak adi bir sabun kimliğine büründürdü beni. Her an köpürebilirim… Her an birinin elinden bir yerlere kayabilir, birilerinin de ayağını kaydırabilirim… Ama tek amacım ne yaparsam yapayım durulmak… Durulamak… Temizlemek… Paklamak bir şeyleri… Hakketmiyorum bunca kirliyi!..”


7.kadın:jilet kadın; aldatan kadın.
Aldatan kadın derki: “Gözüm kör, kendimi güzel hissetmediğim halde sahip olmak birden fazlasına mutlu ediyor beni! Çirkinim… Kirliyim… Jilet kimliği de bana biçilen bir kaftan sanki… Acıtıyorum birilerinin canını… kocamı… Kocası olan bir kadını… Jilet: pürüzsüz seksi bir şeyim sanki… Seviyormuyum ya da kimi seviyorum bilmiyorum… Ama sevişiyorum… Aldatıyorum… Belkide en çok kendimi aldatıyorum… Ahlaksızım…. Yatacak yerim yok! Biliyorum… Jilet gibi kadınım… Aldattıkça kanatıyorum… kanattıkça kırılıyorum… Kanayanlar savabiliyor ama ben kullanıldıkça kırılıyor ve çöpe atılıyorum… Çöp kokuyor… Pislik… Kirli… hangi kadın ister ki böyle bir pisliği? Ben istiyorum…”

8.kadın:amazon kadın; Kariyer yapmış, ayakları üstünde durabilen idol, savaşçı, güçlü kadın.
İmkan: beş harften bir sermaye onun için. Hayat gür, zehirli sarmaşıkların, dikenliklerin, kaktüslerin, bir çok çeşit yaratıkların mesken tuttuğu bir orman işte… Mücadele etmek gerekiyor. Bazen yağmura kapılıyorsunuz… Yıkanarak arındığınızı zannederken çamura batıyorsunuz. Bazen yangın çıkıyor alev alıyorsunuz. Her şey yok oluyor.. Her şeye yeniden başlıyorsunuz. Türkiye’de gür orman çok… Odun çok… Ve böyle bir ormanın amazon kadını da çok, çok şükür! Birçok zehirli sarmaşıkla boğuşuyorsunuz, hayvanla sevişiyorsunuz, yağmura aşık, yangına düşman oluyorsunuz. Mutlu olmanın yolunu bir şekilde buluyorsunuz… Yaşıyorsunuz! Var oluyorsunuz… Amazon kadın çok ülkemde… Hepsine hayranım… Hepsine aşık…

About this blog

Düçar =yakalanmış
Biteviye =monoton
Deruni =içten
İzafe =göreceli
Tazammun=kapsama
Tasallut =musallat olma
Mütecanis =homojen
Epigram =nükteli şiir
Vuzuh =açıklama
Muğlak =sonucu belli olmayan
Devinim =hareket
Erat =erler
Hedonist =hazcı
Dehliz =koridor
İştiyak =özleme
Muhayyile=hayal gücü
Süveyda =kalpteki gizli günah
Mutedil =ılımlı
Meczup =deli
Tekellüf =mükemmel
Muteber =saygın
Müstear =takma
Zelil,nebi =ar
  • Can umut kapısına sıkışmış gönül tortusu; sana kalan tozu toplamak bazen................. bazende toz olmak kapı yüzüne vurulmadan....

KELİME YIĞICISI'NDAN DÖKÜLEN KELİME YIĞINLARI İŞTE........DEVAM........

  • .....tükenmeyen eylemlerin kuklası konumunda sürüncemede bir hayat benimkisi..........
Hayatta küçük köşeciklerim var...sevenlerimin yüreğinde yaşama sebebim olan...ve birkaç köşem var kalemime ışık tutan beni köşe yazaN'ı yapan....

benim tabu kanunlarım var, dogmatik inançlarım, kısır arzularım, gömülesi yalnızlığım.... Bütün kelimeleri gelişigüzel harcayıp dolu dizgin saçmala hissiyatıyla çevrili sözlerim...kansızım...zansızım...yansızım...ama hâla cansızlar arasına alınmadı adım

Kelime Yığıcısı'nın Listesi

Kelime yığıcısı'nın duası: Allahım değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasıdaki farkı ayırt edebilme sağduyusu ver.=Amin=
Bu gadget'ta bir hata oluştu