Bahar gelmiş neyime?- köşe yazım


Yeşil olduk olmadık her yerde boy göstermekte kahverengiden sonra nihayet… Ağaçlar küstüğü çiçeklerle barışmış…Kimi barış şerefine sergilemekte dallarında birbirinden güzel renk cümbüşünü… Bülbül sevinç içinde ötüşmekte ve merakla goncasından süzülen gülünün endamını beklemekte… Bülbül; bilse de batıp da acıtacak dikeninin tenini, güzelliği görmeye değmeli demekte dalında bir gülün;) Solucanlar toprak yüzünde güneşle vuslat yaşıyor ve çoktan sermekte henüz ıslak toprağa uzun ince kıvrımlarını… Kuşlar; açık kalan pencere damından en güzel güftesini bu senede “cik, cik” melodisi eşliğinde söylemekte… Bir çift kumru yine annemin yoğurt kabından yaptığı yuvaya yumurtlamış, ebeveyn nöbetinde…………………….Evet bütün bu tasvirler en nihayetinde bizlere baharın geldiğini müjdelemekte… ama ben denizde şu aşağıdaki tüm gerçekleri bilmekte;)

Yeşilliğe yığılan yıkılmış enkazlarım kirletmedi henüz manzaramı… Doğa kanunu değiştiremedi anayasayı… Yine büyük balıklar küçükleri yutmakta… Kedi, köpekten kaçıp fareyi yakalamakla meşgul. Keşke dünyanın insanı değilde… Ormanın hayvanı olsaydım…..Kütükle arkadaş olasım var! Riyasız, sessiz sakin dosta muhtaç yüreğim… Belki koca bir çınarla flört ederim bu bahar… Masum masum bakışırız önce… Ben gölgesinde dinlenir, dinginleşirim… Su veririm daha büyüsün daha çok gölgem olsun diye… Nefesim olur benim gündüzleri verdiği oksijenle; ciğerim oluverir…geceleri de karbondioksitle boğuverir beni;) Onsuz yaşayamam(nefessiz,O2’siz) adına da tutku derim…

Belki çiçeklerle sohbet ederiz… hep bir çiçek olmak istememiş miydim? Çiçeklere sorarım işte.. Çiçeklik nasıl bir şey diye? Onlar da böceklere mi aşıkmış benim gibi orman içinde?

Yılanla da karşılaşırım belki; ona da soracaklarım var. Öncelikle babamın çocukluktan beri dilimize pelesenk ettiğini sorarım… “Ey uzun, ince, soğuk asil(!) kıvrımına kurban, duruşunu hayran ( biraz tabasbusta fayda var zehirlemesin alimallah) sana birkaç sualim var dinler misin?” Cevabı tiksinç bir “tısss” sesi olsa gerek… Beni hemen sorularıma yönelterek;) “babam derki yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar! Gerçekten de yalan sendende korkunç bir şey midir?, Sen korkunç musun? Sen zehirlersin zaten insanlar sana dokunursa? Öyleyse yalanın zehri seninkinden daha tesirli bir şey olsa ki, benim babam ona karşı seni tercih etmeyi öğütledi bizlere…..v.s.”

Sonra kıskandırmamak için solucanları onlarla da adam yerine koymamışlık olmasın diye muhabbet ederim elbet… Kuşlara merhabalarım olur… bülbüllere eyvallahlarım… Kertenkele’ye selamımı… Böceklere hatırımı dokundururum…

Evet ben keşke dünyanın insanı değil de ormanın hayvanı olsaymışım! O zaman kendi kendime isyanlarıma karşılık “afkur” muamelesini köpekmişim olarak yorumlardım… Beni beyinsiz zannıyla, emirleriyle kullanmak isteyen hiyerarşiyi de “gel pisi pisi” kediliği olarak algılardım… Süründüğüm zamanlarda kuyruk acısı çektiğimde “kertenkele” olur, yoluma devam ederdim… Saçma sapan bir düzenin insanlara yüklediği misyonlara verdiğim tepkilerin algısı bir orman hayvanınkinde ne de olsa kanıksanmış bir eylem olacaktı… Hiçbir ağaç ayıplamayacaktı ve hiçbir çiçek gülmeyecekti arkamdan… Kuşlar ne “cik”leşirler diye sınırlı eylemlerde bulunmayacak, özgür olacaktım… Ve sanırım en önemlisi insanların koyduğu sıradan bir sistem, çark, bu düzen böyle misillemeleri yerine sadece doğa kanunları vardı! İyi bir diplomaya sahip olmama rağmen sırf düzen böyle diye bir torpile, Hastayım diye öncelikli iş yürüten bir hemşehriye, Ankara’da dayıya, makamlı ayıya, ense kalın Rıza’ya(Rıza da kafiye uysun diye ironik) muhtaç olmayacaktım. Doğa kanunu sabitti… Hayatımı idam ettirebilmem; kendime hem cinsim hayvanları yem etmem ve başka hemcinslerim hayvanlara yem olmamak denkleminde gizliydi… Denklem tekti!

Oysa dünyamda öyle mi? Bugün bahar her ne kadar müjdelesede her türlü rengiyle ve sesiyle bize kendini… Benim şarkım bugün böyle: “Bahar gelmiş neyime? Düzen, gelecek, karman çorman bir ikileme…” diye. Birde dikkat dikkat uyarım var niteliğinde son cümle: Bugünkü ülkemin manzarası bir orman olsa… Eyyy insanoğlu ya da hayvan ben… ORMANDA YANGIN VAR!

5 di (yorum):

About this blog

Düçar =yakalanmış
Biteviye =monoton
Deruni =içten
İzafe =göreceli
Tazammun=kapsama
Tasallut =musallat olma
Mütecanis =homojen
Epigram =nükteli şiir
Vuzuh =açıklama
Muğlak =sonucu belli olmayan
Devinim =hareket
Erat =erler
Hedonist =hazcı
Dehliz =koridor
İştiyak =özleme
Muhayyile=hayal gücü
Süveyda =kalpteki gizli günah
Mutedil =ılımlı
Meczup =deli
Tekellüf =mükemmel
Muteber =saygın
Müstear =takma
Zelil,nebi =ar
  • Can umut kapısına sıkışmış gönül tortusu; sana kalan tozu toplamak bazen................. bazende toz olmak kapı yüzüne vurulmadan....

KELİME YIĞICISI'NDAN DÖKÜLEN KELİME YIĞINLARI İŞTE........DEVAM........

  • .....tükenmeyen eylemlerin kuklası konumunda sürüncemede bir hayat benimkisi..........
Hayatta küçük köşeciklerim var...sevenlerimin yüreğinde yaşama sebebim olan...ve birkaç köşem var kalemime ışık tutan beni köşe yazaN'ı yapan....

benim tabu kanunlarım var, dogmatik inançlarım, kısır arzularım, gömülesi yalnızlığım.... Bütün kelimeleri gelişigüzel harcayıp dolu dizgin saçmala hissiyatıyla çevrili sözlerim...kansızım...zansızım...yansızım...ama hâla cansızlar arasına alınmadı adım

Kelime Yığıcısı'nın Listesi

Kelime yığıcısı'nın duası: Allahım değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasıdaki farkı ayırt edebilme sağduyusu ver.=Amin=
Bu gadget'ta bir hata oluştu