Mağdur Sevilir!-köşe yazım



Ağrısız kulak delinir… Boya, badana işleri yapılır… Gündelik evlere temizliğe gidilir… Allah korkusuyla çocuk bakılır… Her türlü tamirat işleri yapılır………..v.s. gibi afişlerin anası bir Ülke etiketi oluşturmak üzereyiz arkadaşlar biline! M a ğ d u r S e v i l i r…

Evet ülke etiketini anlayacağınız üzere başlıkta ifşa ettik! Mağdur sevilen bir ülke nasıl olabilir ki? Demeyin! Şöyle ki: Ülkenin birinde bir varmış, bir yokmuş diye başlamayacağım okuyucularımız masal anlatanlardan epey sıkılmıştır diye düşünüyorum ve direkt Allah’ın izniyle artık konuma giriyorum. Bir ülke düşünün ki ; yetiştirdiği megastar dediği uluslar arası bir şarkıcısını önce polisine eroin bağımlısı diye yakalatıp nezaret altında tutuyor ve akabinde onu mağdur ilan edip ağlıyorsa işte o ülke mağdur sever. Başka bir tümevarım sözkonusu değildir çünkü…

Tarkan eroin bağımlısı olarak yakalanmış. “ aaa yazık ayol yalandır!” halbuki kendi arkadaşın olsa hemen inanırsın belki ve kesin bir sebep bulursun “hımm son zamanlarda çok değişmişti zaten” diye. Ama söz konusu Ülkenin bir megastarı olursa “yazık!, kıyamam oyyy sen yatma ben yatarım nezarethanede” muğlaklıkları… Bütün Tarkan hayranlarını, akrabalarını ve akıl hocalarını bir projeye davet ediyorum. Nasıl mı? Şöyle ki: Hepimizin bildiği üzere(hatırla Ağu Tuğba filmleri) bağımlıların hastalıktan kurtulmaları için tedavi sürecini kabul etmeleri gerekir. Bence; Türkiye’de bu şekilde bağımlı ve tedavi sürecini kabul etmeyen iyileşebilecek çok hasta var. Tarkan; bağımlıların kurtulmaları için bir rehabilitasyon merkezi gibi bir şey açmasını talep ediyorum efendim. Hatta sloganı bile hazır: Tarkan, bağımlılar için bir merkez açtı ve herkes tekrar Tarkan’a bağlandı: )

Klişedir ya böyle dendiğinde kendimi dışlanmış hissederim: “ Genç kızların sevgilisi Tarkan” eroin bağımlıları için açtığı rehabilitasyon merkezi ile kendi bağımlıları(yani hayranları) yani ben hariç tüm genç kızlar : ) Ülke adına eşi benzeri görülmemiş bir sosyal sorumluluk projesi çatısı altında buluştu! Bence bu süper fikir… biran önce söylendiğim grup bunu bir düşünsün… Halk ve kamu oyu ancak kendisine mal olmuş ünlü bir şarkıcıyı bu şekilde mağdur kabul edip bağrına basabilir ya da basmalı diye düşünüyorum.

Öte yandan diğer mağduriyet mevzusu bir kaset mevzusu tabiî ki! Bir ülkenin başbakanı olamayan muhalif genel başkanı bir şekilde işi dışında magazinsel bir malzeme oluyor… Ve siyasete bu malzemeden iştahlı ya da iğreti bir laf salatası yapma fırsatı doğuyor. Bir partinin genel başkanının zina kaseti yayınlanıyor; şahıs olması gereken en mantıklı şeyi yapıyor ve istifa ediyor ve sonuç, yine “mağdur sevilir” mantalitesiyle; mağdur seviliyor. Gözyaşlarıyla ağlayan gruplar, eylemler, kavgalar, salatalar, kabareler, kurular, yaşlar… v.s benzetmenin sınırı yok üç noktayı koymalı! Pat piyangodan başka isimler çıkıyor… Komplo teorileri diye sebepler sunuluyor v.s. Siyaset yine birbirinden farklı ama sonuç ortaklı teşbihlere sebebiyet veriyor… Yapmadan duramayacağım efendim: Siyaset; aynı sofrada ekmeğini paylaştığın dostun kazığına helal diyebilmektir… Siyaset; izole bir hayatı kabul edebilme cesareti gereğidir… Siyaset; mide bulantısı sebebiyle enfes sofralardan aç kalkabilmektir… Siyaset; ekosistemin, doğa dengesinin algoritması kadar ciddi bir şeydir… Siyasetçi ise ne sensin sayın okuyucum ne ben? O zaman neye hacet bu siyaset tanımlama merakları. Ben kimim de siyaseti anlatmaya çalışıyorum. Aşa ben nâcizhane bu ülkenin bir vatandaşı olarak yorumlamaya çalışıyorum gördüğüm tabloyu! Çözüm proje… Sermayem yok; olsa parti kurar aday olurdum… Bunu geliştireceğim inşallah:)
Uzun zamandır doğaçlamalar yapamıyorduk sanırım: En nihayetinde bu mağdur sevilir adlı yazımızı bir diyalogla bitebiliriz mağdur psikolojisini anlatan…

Sabahın kör karanlığında anne, evladını yolcu eder. Söylenmesi gereken tembihlerinin ciddiyeti o an için duygusallaşan gözyaşlarını unutturur anneye… Anne içini çeker ve başlar:

“Evladım; karşıdan karşıya geçerken dikkatli ol önce sola sonra sağa sonra tekrar sola bak öyle geç unutma! “
“peki anne”

“evladım tanımadığın yabancılarla konuşma!, bilmediğin şeyi yeme!, nasıl verildiğini görmediğin şeyi içme!, üstünü kirletme!, soğuk su içme!, koşma!, çok yavaş da yürüme!, çok gülme!, sakın ağlama!, mütevazi olma!, kibirli de olma!, yalan söyleme!, dürüst ol ve hep dürüstten yana dur!, küçüğünü sev!, büyüğünü say!, güzeli öp!, güzelin özeli varsa uzak dur bak sevabını al geç!; ) ....e mi ”

“peki anne:( “
Der çocuk ve somurtur…Kafası karışır; birkaç adım atar ve sonra koşarak annesine döner geri ve sorar:

“Nasıl mutlu olacağım ben bütün bunları yaparsam?”

“haa mutluluk dedinde aklıma geldi oğul… Mağdur ol… Bizim millet mağdur’u sever, mağdur sevilir!..”
“peki anne “ der oğul… Gider. Anne ağlar şimdi. Evlat güler… ve yazı biter…

Kendini Kandırma! 67 Saniyen Kaldı!

Bir arkadaşımın..." dünyanın yok olmasına 67 SANİYE kalsa ne yapardın" sorusu üzerine!
Hava güneşli, kavuruyor… N.Ş.A(normal şartlar altında; hatırla kimya dersi ;)) ’da yapmak istediğin böyle bir havada deli gibi suya atlamak belki….Belki de boğazın şişene kadar dondurma yemek… Belki sevdiğin kadınla buluşup 67 saniyede sevişmek… ya da sevdiğin adam….
Hava güneşli…. Senin içinde fırtınalar kopuyor… 67 saniye… Günahın çok bu hayatta… sağ tarafına bak da anla… melek neyi kaydetti (: Oturup namaz kılmaya başlasan bir dünya günah son 67 saniyede kurtarır mı seni.. Kul hakkı diye de bir şey var diyelim kıldık namazı ya hak? Onları bulup hakkından helallik mi istemeli… Klasik türk filmi gibi…
Tercihler… Koşullar… Hani senin yaşamının yolunu çizdi ya… Hava güneşli şimdi… Sen yağmur yağdıramazsın.. Ama güneşli olduğunu görüp belki yağmur olur diye şemsiye de taşıyamazsın… Seçim neresinde bunun şimdi ?
Anneciğinin daha yeni kutladın gününü belki bir mezarda… belki dört duvarı kendine mezar yapmış mutsuz bir kadın edasıyla salonda… Sarıldığın dünyanın en güzel boynunda… En sıcak kollarında… Son saniye dediğin onunla geçirilmeli….
Sevgilin; seni şu hayatta en mutlu eden kadın değil miydi Pelin… Onun yanında geçirmelisin söylemek istediğin tüm sözleri o an söylemelisin… İlk defa geleceği düşünmeden olmayan geleceğin çocukları kadar özgür olmalı sözlerin…. Belki el ele son vermelisin… Yok olan dünyaya… El ele bir elveda…
En kadim dostum dediklerin… Hep birlikte gülüp hep birlikte ağlamayı bir kızdan ayrılıp sonrası dalga yapmayı … en kötü gününde borç almayı… borç vermeyi farz edindiklerin…. onları tercih etmelisin… Hayat yaşam, tercih yaaa.. Sen birini seçmelisin…
Bugün son 67 saniye kaldı deseler sana dünyanın yok olmasına? Ne dersin… Gülme! Biliyoruz; ilk cümlen neden 67 olur (: Açıklamadan şimdiden saniyelerinin aktığını ve bir an önce karar vermen gerektiğini söylesem? Tercih…Yaşam… Damam şöyle bir zırva… Yapılan araştırmalara göre bir insanın karar verme süresi esasında 7 saniye imiş… İnsanlar hayat kendilerine ne türlü soru sorarsa sorsun? Onlar günlerce, aylarca, hatta belkide yıllarca düşündüğünü ve mantıklı karar aldığını var saysın… Aslında aldıkları karar ilk 7 saniyede hayat bulur desem…. Bu araştırmaya göre sen bu 7 saniyede düşünürsün… Geriye 60 saniyen kalır yani 1 dk… İşte hayatın sana kazığı: Tüm hayatın boyunca istersen 20’lik delikanlı ol istersen 40’lık bir karizma… İstersen 18’inde bir çıtır ya da 60’ında tonton bir teyze…. Hayat sana senden istediklerinde isyanındı belki….” Yaa 1 dakkaa…. 1 dakika… 1 minute… v.s…. –Bildiğim 9 dilde yazmayayım şimdi saniye akıyor….- İşte senin hayata sunduğun mazeret süresi 1 dakika…. Şimdi sana sunuluyor…
Hadi bakalım… 1 dakika 60 saniyen var şu hayatta! Senden istenilen veremediğin bir çok kişiye, işe, eşe, dosta…v.s 1 dakika… şimdi sana sunuluyor… Bence sen 7 saniyeyi ne yapmakla geçireceğini düşünüp.. 60 saniyede de 60 kişiden 1 saniye dilenerek bana geleceksin…………………………….
Ben kim miyim? Eee her şeyi de ben söylemeyeyim… Onu da sen bileceksin!

Güneşim Annem!





Güneş doğuyor…
Güneş soğuyor..
Annem güneş, ben dünya…
Ben annemin etrafında dönüyor…um
O benim yaşam kaynağım oluyor…
Annem güneş ben dünya oluyorum…
Uydum da kardeşim oluyor belki…
Belki babam…
Uydurdum işte…
Annem güneş gibi ışıldıyor…
Çok güzel gülüyor…
Çok acı ağlıyor…
Beni eminim %100 seviyor…
Önemsiyor..Övgülüyor…
Kolluyor…Kokluyor…
Benim için dua ediyor..
Güneş Tanrıya avuç açıyor…
“Dünyam eteğimden uzaklaşma” diye…
Annem oluyor…
Annem her sabah bana doğuyor…
Ben doğuyorum bir gün…
Annem güneşim oluyor…
Güneş annemi kıskanıyor…
Annem daha nur’lu.
Annem adıma “nur” ekliyor
Güneşten geliyor…
Güneşin çocukları var…
Özlemliyor….güneş…özlem oluyor..
Onurlanıyor…güneş..onur oluyor…
Güneş işte doğuruyor öznur oluyor…
Hayat adını bilmediğimiz süreçlerle bezeli
Bize sunulanlar denklemin bi tarafında
Bizim hayattan istediklerimiz diğer tarafta…
Biz denklemi çözüyoruz..
Adına da yaşamak diyoruz…
Sözüm ona sınavlardan geçiyoruz…
Güneş bizi sınıyor…
Çaktırmadan hayatı öğretiyor…
Güneş yaşıyor ve yaşlanıyor…
Güneş soğuyor… sanıyor…
Dünyanın uydusu ay..
Ama güneş her daim sımsıcak,
Çocuklarını ısıtmaya devam ediyor…
Annecim; güneşim…İyi ki günümüze eş olarak sen seçildin..
Her gün doğ bizim üstümüze…
Yavrusunun üzerine titreyen kuzu gibi…
Şimdiki gibi…
Her gün doğ bize…Bizde dönelim eteklerinde…
Adına yaşamak diyelim…
Gün dünyanın güneş etrafında dönmesi ya…
Güneşim… sen ışılda biz seni dönelim…
Gün dolsun..Güneş doğsun…
Biz olalım…İyiki varsın güneşimiz…İyiki ışıldarsın…;)

Aç Obur- köşe yazım

Et yemeyin efendim at çıkar…

Ot yemeyin efendim GDO’lu çıkar…

Eeee etobur ve otobur insanoğlu ne yiyecek peki?

Hiç bir şey yiyemezseniz ne yapalım bizde hayat bilgisi müfredatına yeni konu ekleriz; aç oburlar diye: )
Daha önce buna benzer bir konuda –ki konuyu hatırlamıyorum ama- aynı istatistik sonuca değindim sanıyorum… Şimdi şu meşhur Ekonomistlerin dillerine pelesenk GSMH(Gayri safi milli hasıla yani; kişi başına düşen milli gelir)’nin düşük olmasından ötürü insanlar süper zekalarını başka konulara çalıştırmış durumda… Bu zeka sonucu hilebazlıklarda son zamanlarda duyulan hepinizin duyduğu üzere at eti rezaleti… Geçenlerde KOCAELİHABER’in de haberini yaptığı üzere yanılmıyorsam Gebze’de tay kesilirken yakalanmış… Tam bir rezalet… Aman dikkat edin lütfen…Et fiyatları fahiş bir şekilde artınca; vatandaş zaten biraz önce değindiğimiz gelir düşüklüğü nedeniyle alım gücü olmadığına göre… Yine gelsin at etleri… Gitsin sakatatlı sucuk örnekleri…
Sonra bozuk kıymalar… Artık ne etinden kıyıldıysa… Kıymayın n’olur canınıza! Bu arada kıyma demişken yanılmıyorsam artık kıymayı kendi önünüzde çektirecekmişsiniz kasaba.Önceden kıyılmış satmak yasak. Tabii alabiliyorsanız; )Ama yinede bu çok güzel bir gelişme… Haberiniz olsun, benden söylemesi!
Bütün bunlar bir yana bizim hayallerimiz vardı ama; hep 2000’li yıllar teknolojisinin insanları şaşırtacağı ileri sürülen bir dönem başlatacağı üzerine senaryolar yazılmıştı mesela. Sözüm ona evimizde robotlar çalışacaktı.. biz trafik sorunun uçan araçlarla konut problemini de bilmem kaç fit evlerin hit olacağı bulutlar arasında mahallerde çözecektik: ) Ha bir de bunca lüks bir hayalin içinde en can sıkıcı olay kapsülden gıdaların olacağı idi… Ama işte gelin görün ki; şu an ne robot hizmetçiler evlerimizde… Ne uçan araçlar… Ne de başka bir şey…-Ayy canım acayip Jetgiller çizgi film çekti : ) -
Şimdiki zamana baktığımızda ise; robot hizmetçilerin yerini robot insanlar aldı. İnsanlar ekmek parası kazanmak için sabahtan akşama kadar köpek gibi(tabir-i caizse) çalışmaya devam ettiğinden akşam evine geldiğinde hakikaten robottan farksız oluyor. Ne evdeki eşiyle, çocuğuyla, annesiyle v.s konuşabiliyor, iletişim kurabiliyor ne de tahammül sınırlarını uzaktan seyir edebiliyor… Hep o sınırlar işyerinde aşılıyor ve sinir noktasında eve varılıyor… Aynı zamanda bu bizi robotlaştıran iş hayatı dışında diyelim ki işi yok adamın ya öğrenci ya da işsiz… O zaman da teknoloji; sürekli mesaj çeken, chat yapan başka seri’de bir robot yaşama davet veriyor… Japon’lar insana benzeyen hatta son derece iyi benzetilen robotlar yapmış kime ne?
Uçan araçlara gelince… Araçla ilgili uçan tek şey; yakıt fiyatları olsa gerek… Bir de çözülemeyen trafik probleminin doğurduğu trafik kazaları sonucu maalesef gazete manşetlerinde olduğu üzere araçlar: “ Şuradan şuraya giden bilmem ne otobüsü şu saatte dereye uçtu, göle uçtu, denize uçtu, kayalıklara uçtu…. V.s” :(
Evlere gelince: Yükselen yine farz-ı mahal uçan ev kiraları, ev fiyatları örnek gösterilebilinirken…. Ben sonunu bu hayalin bu sefer maviye bağlamak istiyorum… O yüzden şöyle diyoruz: evet bulutlar arasında bilmem kaç fit yükseklikte gökdelen değil , Samanyolu komşusu evler tabiî ki de yok ama…. Bizim insanımız umut dolu yarınları ile gecekondularında bile birer sema oluşturmakta… Güneş ışığı ve yıldız parıltısı eşliğinde; delik tavandan seyirde;)
Evet 2000’li yıllar bizlere tahmin ettiğimiz yükselişi tattıramadı ama… kapsül ilaçlara ramak var! Et yiyemiyoruz… Ot yiyemiyoruz…. Artık aç aç obur obur dolaşırız… Yakında Çinlere benzeriz bizde obezlik tarihe karışırmış;) Ne güzel!
Hani şu Survivor yarışması var ya insanları sınadığı en büyük şey “açlık”… Bence o yarışmaya böyle artist yakışıklı çocuklar, güzel kızlar, popüler adamlar, kokoş kadınlar almayı bırakıp bizim gecekondu at eti mağduru Bülent Ersoy sesi verin “hâlk’tan” insanları yarıştırsalar…. Galip Türk Hâlk’ı : ) olur!
Kulaklarım gelecekten çok tuhaf sesler duyuyor maalesef:
“ Nasılsın Beat? –beat; yakında bu ismin moda olacağı kanaatindeyim yazın bir yere, manası yok; ama güzel; beatiful’un kısaltması;)-
cevap“açım ya sen nassın?” – ismi beat olan biri nasıl “nassın” der demeyin eskiye dönüş hep modadır ya o manada :)
ya da
“akşama napıyorsunuz fifi -bu da dostlara takılan lakap olacak friend’in kısaltamsı gibi saçmalık-
(bak içinizden gülüp gelecekle ilgili ne bu tahminler demeyin yazın bir yere… Bunlar benim beklentilerim değil tabiî ki de tahminlerim;) )
Cevap:” napalım oğlum beee aç aç oturuyoruz…”
Soranın cevabı: “ Allah’ın açoburu yaaa nolucak” ha ha hi hi hi ho ho ho gülmeler…. Ve gülmeceler…
Ya da…
İş başvurusunda kriter olacak…
“Evladım aç karnına kaç saat çalışırsın?”
“4 saat çalışırım uyurum kalkar yine 4 olmaz mı?”
“Yok senden önceki 3’de bir saat uyku ile günde 9 saat çalışıp 3 saat uyumayı tercih etti”
:) (:
Hepsi latife…. Her biri mübalağalı doğaçlama tiratları… Niyetim çok ciddi bir dikkati biraz espri ile sizlere hissettirebilmek… Ne olursanız olun; ama umudunuzu yitirmeyin tabii ki ve zekasını insan sağlığı üzerine oynayanlardan olmayın ve oynatmayın! Allah korkusunu gömmedik henüz toprak altı zincirlere…
Sevgiler….Afiyetler…

About this blog

Düçar =yakalanmış
Biteviye =monoton
Deruni =içten
İzafe =göreceli
Tazammun=kapsama
Tasallut =musallat olma
Mütecanis =homojen
Epigram =nükteli şiir
Vuzuh =açıklama
Muğlak =sonucu belli olmayan
Devinim =hareket
Erat =erler
Hedonist =hazcı
Dehliz =koridor
İştiyak =özleme
Muhayyile=hayal gücü
Süveyda =kalpteki gizli günah
Mutedil =ılımlı
Meczup =deli
Tekellüf =mükemmel
Muteber =saygın
Müstear =takma
Zelil,nebi =ar
  • Can umut kapısına sıkışmış gönül tortusu; sana kalan tozu toplamak bazen................. bazende toz olmak kapı yüzüne vurulmadan....

KELİME YIĞICISI'NDAN DÖKÜLEN KELİME YIĞINLARI İŞTE........DEVAM........

  • .....tükenmeyen eylemlerin kuklası konumunda sürüncemede bir hayat benimkisi..........
Hayatta küçük köşeciklerim var...sevenlerimin yüreğinde yaşama sebebim olan...ve birkaç köşem var kalemime ışık tutan beni köşe yazaN'ı yapan....

benim tabu kanunlarım var, dogmatik inançlarım, kısır arzularım, gömülesi yalnızlığım.... Bütün kelimeleri gelişigüzel harcayıp dolu dizgin saçmala hissiyatıyla çevrili sözlerim...kansızım...zansızım...yansızım...ama hâla cansızlar arasına alınmadı adım

Kelime Yığıcısı'nın Listesi

Kelime yığıcısı'nın duası: Allahım değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasıdaki farkı ayırt edebilme sağduyusu ver.=Amin=
Bu gadget'ta bir hata oluştu