A(LI)ŞK – ANLIK…

Aşk anlık bir alışkanlık işte!

Bir gün olur.. bir kız bi adamı sever… Neyini sever… Pratik araba kolunu sevmesi gibi uzun kolların sever onu sardığı için : ) Kendisine yakışan kırmızı kazağını sevmesi gibi boyunu, pos(t)unu sever yine ona yakıştığı için : ) Sonra sesini sever yalnızlığını unutturduğu için… Sürekli arayan, soran birinin varlığıdır bu çünkü… Birlikte bir şeyler yapmanın adıdır “çıkmak” birlikte sinemaya çıkmak, yemeğe çıkmak, merdiven çıkmak, asansör ile çıkmak, yokuşu çıkmak, arabayla çıkmak, motorla çıkmak, tatile çıkmak, turneye çıkmak, ……..v.s.: )
Aşk alışkanlıktır işte…Hemcinslerimin ilişkilerinde ayrılık akabinde acı çektiklerini ve böğür böğür ağladıklarına şahit oluyorum. Sorduğumda adına “aşk” diyorlar cevabını alıyorum ve gülüyorum: ) Aşk değil bu alışkanlık diyorum… Onu değil onunla geçirdiğin an’ı özlüyorsun ve onun acısını yaşıyorsun…..”hımm diyorlar “ bir süreliğine süsüyorlar……………..

Aşık olmak istiyorum…
Her an biri tarafından aranmak, merak edilmek, mesajla sürekli taciz edilmek…. Tanıdık tanımadık herkese gülebilecek saçma sapan gülme ve merhaba deme şirinlik tebessümlerine bürünmek istiyorum… Her yerde onu görmeyi, gittiğim yerlerde özlemeyi, izlediğim dizi kahramanlarını ona benzetmeyi… Hasta bir adamla birlikteymişim gibi sürekli kıskanılmayı… Tüm özgürlüğüme düşkünlüğüme rağmen bir zamanlar hiç tanımadığım, hiç bilmediğim bir yüzün çatan kaşlarıyla giymeyeceğim kıyafetleri, yapmayacağım davranışları, söylemeyeceğim sözleri, gitmeyeceğim yerleri, görüşmeyeceğim arkadaşları tüm mantıksızlığına rağmen usul bir kedi gibi uymayı istiyorum… Aptal olmayı istiyorum…:)
Korkaklar dünyasının en cesur aptalı olmak istiyorum….
Tıpkı güzelliklerin güzeli olmak değilde birinin güzeli olmak gibi… Birinin güzeli…Birinin aptalı…olmak istiyorum….
Aşk diye bir şey yok! Biliyorum… Ama olmayan şeyin varmış gibi’sinde güzeli oynamak istiyorum.....
Peki sen? Sen aşkı biliyor musun? Aşk’ı yaşıyor musun?
Aşk=> Güzel bir kadınla yemek yiyip onun sana “Aşkım tuzu uzatır mısın” demesi değildir. Aşk hep güzel kadını pencerenin camından seyir etmek, bir gün aynı masada yemek yiyeceğini hayal etmektir… Bir kadını güzel yapmak ve erişilmez kılmaktır…. Dokunamamaktır….Ulaşamamaktır…
Aşk=>Peşinden koşan ve sana sürekli seni sevdiğini söyleyen adama bir gün evet diyip birlikte film izlemek değildir. Aşk bir adamın sana hissettirmeden yedi düvele karşı seni koruma güdüsünü iki cılız koluyla kartal kanadını eşleştirir vaziyette tutmasıdır. Saçma sapan gerekçelerle 3. Gözlerden kıskanmak değil de kendi gözünden, elinden, gönlünden korumaktır… O dünyanın en çirkin kızı dahi olsa – ki çirkin kadın yoktur- ona bir ilah gibi tapmak… Her daim variyetini yanında hissettirebilmektir… Sürekliliktir… Kudrettir…
Sen ne dersen de işte aşk diye bir şey yoktur…. Etrafında seni sürekli aşk’ın variyetine kandıranlara söyle bundan sonra… bir şeye ulaşamıyorsan, dokunamıyorsan ve o senin için kudret ise süreklilik ifade ettiriyorsa Aşıksın! Belki yaradanına belki yaradanın yarattığı aciz bir kula!

Ne mutlu gencim diyene(!) -köşe yazım


“Heyy gençlik okuyor musun beni?” dedi kız yazma hevesli bir tavırla sanki… Okumak; peygamber efendimize Cebrail meleği tarafından emredilen değil miydi? Okumak; öğretenlerimizin sürekli telkin ettiği bir eylem ve aklı başında görünen her toplum arasından entel denen aydın kesimin verdiği ödev ve cahilliğe karşı alınan önlem değil miydi? Diye düşünerek…

Okudu gençlik… ve söyledi… Ne mutlu gencim diyene(!) İnanmadı sonra… İnanAmadı!

En klişe sözdür hani: “ben senin zamanında olsaydım” diye büyüklerin gençliğe söylediği temenni ve en küçüklerimizin “büyüyünce yapacaklarını ertelediği” eylemleri… Şimdi genç olsaydı yapılacaklar ve bir gün büyüyüp delikanlı ya da genç kız olunca yapılacaklar aynı kefede hesaplanır. Halbuki en nihayetinde biri geçmiş zamana biri gelecek zamana dayanır! Ortak nokta: gençlik…

Gizem genç ama içi geçmiş… İçi geçmek çürük bir meyve gibi… tabiri caizse güneşte kalmaktan ötürü haşlanmış bir sebze gibi.. bir çileğin toprağa değen kısmının çürümesi gibi… gibi… gibi…

Hayriye teyze ise çoktan yılları devirmiş bir teyze şimdi… Torunlarına en büyük söylenme sözü: “pehh ben şimdi sizin zamanınızda olucaktım!” tabii. Sanki gerçekten hiç onun zamanında olmamış gibi.. Gibiler tekerrürü sever.. Dolayısıyla örnekler de çoğu’zlara gebe : )

Geçmiş unutulması gereken bir şeydir her daim. Ve gelecek planlanması gereken… Şu an yani şimdiki zaman ise unutma ki yaşanandır sadece… Dolayısıyla sen yaşarken ne geçmişi unutabilirsin ne de geleceğini planlayabilirsin… Unutmadığın için ne kendine kızabilir ne de planların tutmadığında da sövebilirsin. Çok ayıp küfretme kendine;)

Teknolojinin bir şekilde kendi içinde yalnızlaştırdığı bir gençlik tablosuyla karşı karşıyayız maalesef! Facebook, Twitter, msn kelimeleri çoktan yabancı dil olmaktan çıkmış kanıksanmış terimler bizim için… Olmazsa olmazı çoğu gencin!

Gençliğe emanet edilenleri taşıyabilme yetisi… Sizce kime haiz?

Ata’m hitabesini bile gençliğe yöneltmişken böylesine; biz emanet edilen kutsal değerlere –ki bu kutsal değerler öyle somut bir miras değildir hepimize - sahip çıkabiliyor muyuz?

Kaçımız içten ezber etmiş, kanun bellemiş …Gençliğe hitabeyi, istiklal marşını…. Bizlere belkide zorla öğretilen olmuş onlar… Not defterinde ki bir yuvarlak tehdidiyle: ))) Ve yine muhtelif yarışmalarda verilen 1.lik ödülü Nutuk hangimizin ezberinde… Yani işin özü “bizi biz yapan” tarihi bilgileri çoktan unutan olmuşuz…

Dillerimize pelesenk yabancı terimler sanki gençliğimizin kanıtı… En güzel’ler hep “jicks” en yakışıklılar hep “cool” dur bizim lugatta ;) Ve ne yazık ki tarihten ders alma mevzusu şöyle dursun tarih dersini “en sıkıcı ders” ilan eden olmuşuz. Kızlarımız penguen olmuş sözüm ona Recep İvedik benzetmesiyle… Sağ ve sol yukarıda sallanır vaziyette…. Bir zamanlar bir diziyle gündeme gelen “oha”lar “çüş”ler “falan olmuş” lar yalan olmuş(?)

Yurdumdan gençlik manzaralarıydı bu üstteki paragraflar şimdi bunca paragraf sonunda çıkarım yapacak olursak hep birlikte. Eeeee?

Gençlik 7 harfli 2 hece… Şimdi okuyorsun ya beni… Ya içindesin bu düzeneğin ya dışında… Peki sorarım sana… Bir zamanlar okuduğun andımızda yinelediğin “Ne mutlu Türk’üm diyene” gibi diyebiliyor musun? “ne mutlu gencim diyene”?!?!...


Özi beyaz show'da!


Beyaz Show'a Konuk olmak!..
demiştim ben....:)

üniversiteden bir arkadaşım beyaz show'a katılım için organizasyon düzenliyormuş...Dedik n'apalım gidelim gitmeyelim derken kendimizi Kanal D stüdyosunda bulduk! ama çok yorulduk... Birde konuklar dişimizin kavuğuna göre olsaydı süper bir gün olacaktı ama ne yapalım...Beyaz çok yakışıklıydı :)

Ablamı, eniştemi ve iş arkadaşım Derin Şeyda'yı ve onun kardeşlerini kaptık gittik! Aman Allah'ım yol bitmedi! Git git... Klişe istanbul trafiği mahvetti bizi...Nihayet programa geldik stüdyo çok soğuktu Şeyda'mla yolumuz ayrı düştü ama olsun gönlümüz birdi hıh :P Ayrı yerlere oturduk:(

Ablamla biz yavaş yavaş öne doğru ilerlerken kendimizi en ön sırada bulduk... Ayy Kibariye yakından ne kadar çirkin ve Defne Samyeli ne kadar yapay öyle...Murat Göğebakan'da "adam bu kadar mı içten okur ya!" gibi yorumlar bizden çıkıyor şimdi... ve bence günün adamı Fırat TANIŞ'dı nam-ı değer "kara Bilal" bi adam bu kadar mı dolu olur? Ben neyakışıklı beyaz'a ne sesi güzel kadına adama hayran olurum arkadaş! Hayatını dolu dolu farkında geçiren her insanoğluna hayranım işte ;)

Annemler izlerken bu arada 2 kere görünmüşüm... Birini burada da yayınlıcam!not: bu fotoğrafdaki espiriyi iş yerinden bir arkadaşım gönderdiğinde yaptı hoşuma gitti yazdım. Ayten'e sevgilerle!.. birde gözlük olmadan en ön sırada da olsam seçemiyorum "dört gözle izliyoruz sizi beyaz abiiii" :)

Dönüş yolunda uyuduk... Giderkende bol bol sohbet ettik ŞYD'mla! Ve nihai son GÜZEL BİR GÜNDÜ!

pAYLAşmak istedim sizlerle!

Sevgilerle! ve lütfen sakın görmemiş beyaz show'a gitmiş tutmuş bloğunda yayın yapmış triplerine sokmayın ne kendinizi ne beni :) (: ;)


bu da günün anısına son kare olsun....show dönüşü ayılmak için çay içtiğimiz kahvede;)

The Trendy Treehouse Ödülü


Sevgili deep bloğumu Trendy blog ödülüne layık görmüş.Çok teşekkür ederim sevgili deep ödülü benimlede paylaştığın için:) Bu ödülün yaratıcısı The Trendy Treehouse adlı blog sahibiymiş.Trendy Blog Ödülü'nün yerine getirilmesi gereken kuralları ise aşağıdaki gibiymiş :
- Bloğunuzda ödülle ilgili post hazırlamak (Size ödülü veren kişiye teşekkür etmek)
- Postunuzda, bu ödüle uygun bulduğunuz 10 blog arkadaşınızı belirtmek.
- Postunuz'da, ödülün logosunu yayınlamak (Trendy Treehouse URL linki vererek.)
- Ödülü verdiğiniz 10 blogcuya, aynı kurallarda kendi seçecekleri 10 blogcuya haber vermelerini sağlayacaksınız. Bence bu ödül tüm blogdaşların:)

NOT:Esasında böyle zincirleme durumlardan ve mim'lerden ödüllerden pek hoşlanmadığımı daha önce dile getirmiştim... Bunlar bana sanki bu mesajı bilmem kaç kişiye bilmem kaç gün içinde iletirsen ve yukarıdaki gibi kurallara uyuverirsen....dileğin kabul olur gibi bişi;) Ama söz konusu ÖDÜL olunca ve size layık görülünce ve de içinde vakt-i zamanında satmak için tabir-i caizse göbek çatlattığım :P fidan satmak gibi ağaç kelimesi geçince yazmaya layık gördüm...;) içinizden aman lütfettin dediğinizi duyar gibiyim:) neyse:P Şimdi trendy treehouse adından da anlaşılacağı üzere ağaç ev modası manasına geliyor blog linkinide başlıkta işaretledim ziyaret edebilirsiniz;) amman etmeyin(!) size pekiştirme olsun diye de bir fotoğraf eklemeyi düşünürken bir kaç ağaç ev fotoğrafı bulup sonuna ekledim...Bilginize...sevgiler;) Bu arada eminim benim gibi yorumlayan yoktur bu postu.....Deep'çim...sevgiler...ve yanlış notlar iliştirdiysem özürler :)

Ve şimdide bu ödülü paylaşmaya geldi sıra :)

Bitter Tanesi

Haykırış

Zeugma

Fikir izleri

Nalan'ın evi

Ateş Böcegi

Peri der ki

Bilge's Diary

Damdaki adam

Pınarımdan Akan Damlalar

Bulutun gözyaşları gribulut

İsterseniz cevaplayın arkadaşlar daha önce cevapladıysanız da mazur görün.... Sevgiler...
Uğur böcekleri ;) Nazar boncukları;)Sizinle olsun...

i M e C e




Bu karede olmadığı halde eklemek ile ayrıca uğraştığım arkadaşım’a dipnot: insanlarla uğraşacaksan faydan olsun fotoğraf yapmak için uğraş ! :P he he ;) : )Seni seviyorum DUYGUCUM: o

Hafta sonu cumartesi günü Arkadaşımıza kelebek yapmaya gittik!

Nasıl yani?

Şöyle ki; Nalan Kalkan daha önce ismini bu blogda adına yazılı akrostişten anımsayacaksınız; belediyede birlikte çalıştığımız arkadaşımız kendisi. İşbu arkadaşımız:P 3 Temmuzda dünya evi denen bir olaya imza atacak : ) Kendisi işi gücü yokmuş gibi kına gecesinde misafirlerine dağıtmak üzere bir boncuktan kelebekler yapıp dağıtmayı yeğledi… Kendi de bu anlamda bi hayli yol kat etti : ) ve en nihayetinde biz mesai arkadaşları olarak ona yardım etmek için toplandık. Sonuç ne mi oldu? Tabii ki öyle çok da yardım edemedik. Öğrenme denen süreci tam geçtik ki ayırdığımız vaktin dolduğuna kanaat getirdik.

İnsanları seviyorum saçının rengine bakmadan, gözünün görüş alanını seçmeden sebepsiz… Böyle toplanalım hep birlikte kahkahalar atalım istiyorum… Aramızdan birileri yeni aldığı penyesini göstersin ya da takısını… Birileri annesine kızsın, eşine kızsın(e. dyg gibi), işine kızsın(ben gibi) ve hiç tanımadığı ya da çok iyi tanımadığı birinde tecrübe etsin bunu! Onunla vakit geçirirken fark etmesin…dertleşsin…paylaşsın v.s….


…….Küçük pullar vardı elimde ve önümde tepsinin içinde rengarenk… Küçük kızlar vardı masamda, çevremde… Kimi küçüktü gerçekten cüssesine göre kimi evli belki ama küçücük hala: ) Küçük pulları siyah bir telde dizi verdik ince ince… Küçük kızlar; küçük elleriyle emek verdi tel ile boncuğa gizlice… Boncuklar telde kıvrıla kıvrıla tırtılın koza olma hikayesi gibi kelebek oluverdi… Küçük kızlar ona anten de yapıverdi… Küçük kızlar küçük pullardan kelebeği İnleyen Ağlayan bi manadan adı olan Nalan’a dizdi… Kelebeklere yapılan antenlerle diyalogu olacak bir gün her iki küçük sıfatına haiz olan objelerin… Güneş yaktı tenini… Deniz estirdi kokusunu… ve hissettirdi… Çimler yeşil ve böceklerle bezeli… Ağacın bıkmadan döktüğü polenlerin köpük banyosundayız sanki… Haylaz birkaç çocuğun girdiği süs havuzu sonrası gelen artist güvenlikçinin kaba sesi bozuyor kalabalık içindeki sessizliği… Gözlerim dalıyor… Damağımda kağıt helva arası dondurma tadı ve sızlıyor dişim sanki hala… Günlük belleğim saatleri durdurmayı bilemez ama bugünde güze bir gün kaydettiğini söyledi bana ;)

Sevgiler… herkese 12 Haziran 2010 günü anısına kocaman sevgiler…

Savamayan Yaradır Savaş!-köşe yazım


Ruhum kuşanmış miğferini… Kulaklarında çınlıyor mayın sesleri… Tüfekleri, silahları var ruhumun; her an tetiğe çekilmeyi bekleyen. En ağır bombalarını stok yapmış bilinçaltına… Kalkanları dalışları olmuş gözlerinin derinlere ve evet sanırım savaş postalları bu parmak uçlarında yürütmeye sebep ruhu… Sinir krizleri telsizden gelen uyarı sesi gibi… Kanı deli denilenlerin cephesine davet ettiriyor öfkesi… En büyük eğitimi almış Tarih dersinden ruhum… Ruhum aç huzura… Ruhum hazır savaşa…
Beden titreme nöbetlerinde, baş ağrısını dindirme telaşı içerisinde… Çürük dişi söken dişçiler en nihayetinde işlemeyen beyinleri çürüklük kokusu duyulsa da Bağdat’tan sökemediler… İdam kötü ama olanlar da bizden çok şeyler götürdü diyor mübaşiri aynı ruhun…
Cümleler kifayetsiz… Derdimiz bir! Savaş olacaksa tek değil ya!
Savaş cephede yapılmıyor ya şu hayatta! Savaş en sevmediğim erkek ismi! Savaş; edebiyat öğretmenimden öğrendiğim kelime köklerine götürüyor beni… Savaş: sav-maktan mı gelir acaba? Düşmanı başından savmak için sava sava savaşmak türer… Barış gelmezse küçük kardeşi savaşın kayıp büyük…
Çocukların işi yok savaş denen kurmaca bir düzende… Küçük oyunların aleti değil insanoğlu… Bu kin kime kine? Böylesine? Nasıl çatıyorsa kaşları babamın çocukken kırdığım dersten ötürü… Bir ülke Nasıl bir kin ile savaş diye nefes alıp buna oksijen diyebilir? Hem de körü körüne kan solurken en soyut haliyle… Yaralar var ruhumuzda… Ve maalesef yaralı ruhlar yetiştiriyoruz dünyama! Anlatabilmek de güçlük çekiyoruz olan biteni! Bir insan bir insana nasıl böyle kin besleyebildi?
Söylenecek çok söz yok esasında… Fikrimiz sabit! Kolay kazanılmayan variyet…. Kolay da kaybedilmedi bir hiç uğruna!
O yüzden hep barışın olması dileğiyle… Barış’ların doğması ümidiyle… Bağırganlığımız, öfkemiz, kinimiz, nefretimiz olmasın kimliğe, ırka, cinse, kişiye, zümreye, ülkeye…. Tavrımız ve duruşumuz olsun hiç unutulmayacak şekilde tüm dünyaya… Evrene…

About this blog

Düçar =yakalanmış
Biteviye =monoton
Deruni =içten
İzafe =göreceli
Tazammun=kapsama
Tasallut =musallat olma
Mütecanis =homojen
Epigram =nükteli şiir
Vuzuh =açıklama
Muğlak =sonucu belli olmayan
Devinim =hareket
Erat =erler
Hedonist =hazcı
Dehliz =koridor
İştiyak =özleme
Muhayyile=hayal gücü
Süveyda =kalpteki gizli günah
Mutedil =ılımlı
Meczup =deli
Tekellüf =mükemmel
Muteber =saygın
Müstear =takma
Zelil,nebi =ar
  • Can umut kapısına sıkışmış gönül tortusu; sana kalan tozu toplamak bazen................. bazende toz olmak kapı yüzüne vurulmadan....

KELİME YIĞICISI'NDAN DÖKÜLEN KELİME YIĞINLARI İŞTE........DEVAM........

  • .....tükenmeyen eylemlerin kuklası konumunda sürüncemede bir hayat benimkisi..........
Hayatta küçük köşeciklerim var...sevenlerimin yüreğinde yaşama sebebim olan...ve birkaç köşem var kalemime ışık tutan beni köşe yazaN'ı yapan....

benim tabu kanunlarım var, dogmatik inançlarım, kısır arzularım, gömülesi yalnızlığım.... Bütün kelimeleri gelişigüzel harcayıp dolu dizgin saçmala hissiyatıyla çevrili sözlerim...kansızım...zansızım...yansızım...ama hâla cansızlar arasına alınmadı adım

Kelime Yığıcısı'nın Listesi

Kelime yığıcısı'nın duası: Allahım değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasıdaki farkı ayırt edebilme sağduyusu ver.=Amin=
Bu gadget'ta bir hata oluştu