Mimlenmişim (aa) !


Sevgili tembel aile kızı arkadaşım Melly :) beni mimlemiş. yani kendisine sorulan bir soruyu cevaplandırarak zincir halkası gibi beni de eklemiş cevaplandırma görevi yüklenenler listesine :) ... adetten olduğu üzere öncelikle teşekkür ediyorum kendisine :)

Ancakkkk mim'in konusu gereği cevaplamayıp kendisine olan saygı ve de sevgimizden :) mim'i cevaplıyorum.......:)

Görev şöyle: "Kendi Sayfa İstatistiklerine Göre En Çok Okunan İlk 5 Yazı... " Ancak benim sayfamın tüm yazıları çokkkk okunuyor :)

Şaka bir yana bu blog sitesini KÖŞE YAZILARIMI, AKROSTİŞLERİMİ V.S. toplamak ve arada içimden geldiğince özgün bir şekilde duygu paylaşımında bulunmak için kullanıyorum. Dolayısıyla bi yazımın çok okunması gibi bir vizyonum olmadığı gibi çok okunan bir yazıyı ölçme, hatırlama şansım da yok!..

Melly..........senden tembel mi çıktım ben ne ? :D Sevgiler....

Not: fotoğrafın yazıyla ilgisi koca bir çelişki:)

Kaybolan Sadece Yıllar Mı?_köşe yazım


Hayatınız boyunca sanki kayıplarınızın peşinden burnunu çekerek sızlayan insancıklar gibi mücadeleci süreçler kaydediyorsunuz. Sevdiğiniz kızı unutamıyorsunuz. Belki peşinden gidiyorsunuz belki de eşinizin yüzünde onu arıyorsunuz. Farkında değilsiniz belki ama kendi canınızı yakıyorsunuz.

Doğduğunuzda kaybetmeye başlıyorsunuz aslında. – son zamanlarda çoğu yazımda da çocukluğa, doğuma iniyorum ama inanın psikolog değilim:)- Evet doğduğunuzda ki kaybınız 9 ay kendinize yurt edindiğiniz anne karnı tabii ki. Ama kazandıklarınız dolduruyor bu kaybın yerini. Sonra bir süre sonra göbek kordonundan kalma bir mührün düşmesiyle anne ile bağların resmen kesilişine şahit oluyorsunuz. O zamanlarda annelerin en büyük duaları tabii ki bu bağın manevi olarak süregitmesi bir ömür.

Kayıplara derinlemesine girersek esasında işin içinden çıkamayız gibime geliyor. O yüzden biz genel olarak kayıpları sıralamaya çalışalım.

Evet en sevdiğiniz kalemini kaybediyorsunuz, silginizi, kitabınızı, defterinizi, kalem kutunuzu, kol saatinizi, yüzüğünüzü, kolyenizi, gömleğinizi, çorabınızı, tokanızı, çakmağınızı, tırnak makasınızı, cımbızınızı, telefonunuzu da nerdeyse kaybedeceksiniz ki her yerde unutuyorsunuz sesli çağrı atarak sesten bulabiliyorsunuz. Sonra takma kirpiklerinizi kaybediyorsunuz, en sevdiğiniz romanınızı birine verdiğiniz ama kime bulamıyorsunuz, kışın gelmesi ile sakladığınız yazlık(lar) adı altında güneş gözlüğünüzü, mayonuzu, plaj havlunuzu, güneş kreminizi bulamıyorsunuz. Aslında şöyle bir oturuyorsunuz da herhangi bir yere mutfakta ise sandalye, oturma odasında ise koltuk kolu, yatak odası ise yatak üstüne düşünüyorsunuz. Oturup da düşünmek de seçtiğiniz mekan düşünmenizi engellemediği gibi şekillendirmiyor da! Bir çok kayıp var şu an aklınızda, sebebini düşünüyorsunuz da belki alınganlık, belki unutkanlık, dalgınlık, dağınıklık… v.s’dir diyorsunuz. Ya da en önemlisi siz fark etmeyerek ötelemişsiniz tüm belleğinizde yer alan materyallerin kaybolmadan önce işgal ettikleri mevkileri.

Bilimsel bir araştırmaya göre değil ama psikologların söylediğine göre; – kopamıyoruz psikolojiden bugün:)- insanoğlu hafızasında yer alan ve unutmak istediği bir takım şeyleri unutmaya çalışırken bilinçaltı unutmaması gerekenleri de siliyor. Dolayısıyla siz belkide annenizi kaybettiğiniz o günü hatırlamak istememe güdüsü ile silerken o an’a ait klasörü alt dosyalarla birlikte kol saatinizi ve gömleğinizi nereye koyduğunuzu da silerek, unutabiliyorsunuz. Ve böylece kayıp doğuyor.

Peki ya soyut kayıplarımız. Sabrını kaybetmek, sevgini, özgüvenini, iyi niyetini, hoşgörünü, saygını, saygınlığını, onurunu…v.s Ya da sevdiğin bir insanı kaybetmek… Hayatın bir dönüm noktası… Bir insanı kaybetmek değil ama diğer tüm soyut kavramların kaybı insanların karakterlerinin olumsuz yönde değişimi ile doğru orantılı… Karakter ise bir insanın yaşamı esnasındaki etkenlerin şekil verdiği heykeltıraş sanatı. Çok çocuklu bir evde yaşayan çocuk bireylerin ebeveynlerini paylaşamaması ve bu bağlamda da hayatı boyunca kıskanç olması gibi. Baskıcı bir toplumda özgüvensiz bireylerin yetişmesi gibi. Dayakçı babanın, küfürcü ananın evlatlarının nesli çürütmesi gibi… gibi… gibi… Sevdiğini kaybetmek ise… Sebepsiz tek kayıp olsa gerek! Bazıları kader diyor ama?

Bir de hani yazının başında şöyle parmaklarımızın rüzgarı ile dokundurduğumuz sevdiğin kızı kaybetmek mevzusu. Buradaki kaybetmek gönül anlamında tabiî ki. Ya da bir başarabilme ihtimalini kaybetmek. Örneğin üniversite sınavını kazanamamak yani kaybetmek. Gerçekleştirdiğiniz bir iş görüşmesinin olumsuz geçmesi. İşi kaybetmeniz. Bunlara da şans diyor bazıları? Bazılar da onlara inat bir insanın şansını kendinin yaratacağını! Aksi zaten yukarıda kadercilik dediğimizle birleşiyor.

Şimdi… Bir düşünelim… Öncelikle acaba bu yazıyı okurken zaman kaybettik mi? :)

Bunun üzerine fazla kafa yormadan; diğer kayıplarınızı hatırlayın… Acı olanları değil gazetemizi ıslatmayalım:) Mesela “hakikaten yaa benim mor küpem nerede kayboldu acaba?” sorusunu sorun. Ya da özgüvenimi hangi çekmecede unuttum? Sabrım hangi yastık altında gizli? Saygınlığım ne zaman raflara yükseldi? Gibi.

Unutmayalım asla… Kaybolan sadece yıllar değil. Biz hep yaşlanmaktan ve sanki bize sorulmadan hiç yaşamamışız gibi arkamızda bıraktığımız yıllardan yakınırız ya... Gereksiz telaş esasında. Önemli olan kaç yılı arkanızda bıraktığınız değil. Ve kayıp arkada bırakılan yıllar değil. Önemli olan bence şu an kaybetmeyi göze aldıklarınız, kaybettikleriniz…. Yarın yıllardan önce yıllar içinde en önemli pişmanlık sebepleriniz olacak kayıplara yer vermeyin derim ben…

Öznur bu hafta da size kayıpsız güzel yıllar diler. Nicel olarak çok olmasa da nitelikli yıllar!

About this blog

Düçar =yakalanmış
Biteviye =monoton
Deruni =içten
İzafe =göreceli
Tazammun=kapsama
Tasallut =musallat olma
Mütecanis =homojen
Epigram =nükteli şiir
Vuzuh =açıklama
Muğlak =sonucu belli olmayan
Devinim =hareket
Erat =erler
Hedonist =hazcı
Dehliz =koridor
İştiyak =özleme
Muhayyile=hayal gücü
Süveyda =kalpteki gizli günah
Mutedil =ılımlı
Meczup =deli
Tekellüf =mükemmel
Muteber =saygın
Müstear =takma
Zelil,nebi =ar
  • Can umut kapısına sıkışmış gönül tortusu; sana kalan tozu toplamak bazen................. bazende toz olmak kapı yüzüne vurulmadan....

KELİME YIĞICISI'NDAN DÖKÜLEN KELİME YIĞINLARI İŞTE........DEVAM........

  • .....tükenmeyen eylemlerin kuklası konumunda sürüncemede bir hayat benimkisi..........
Hayatta küçük köşeciklerim var...sevenlerimin yüreğinde yaşama sebebim olan...ve birkaç köşem var kalemime ışık tutan beni köşe yazaN'ı yapan....

benim tabu kanunlarım var, dogmatik inançlarım, kısır arzularım, gömülesi yalnızlığım.... Bütün kelimeleri gelişigüzel harcayıp dolu dizgin saçmala hissiyatıyla çevrili sözlerim...kansızım...zansızım...yansızım...ama hâla cansızlar arasına alınmadı adım

Kelime Yığıcısı'nın Listesi

Kelime yığıcısı'nın duası: Allahım değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasıdaki farkı ayırt edebilme sağduyusu ver.=Amin=
Bu gadget'ta bir hata oluştu