SEFİNE

Edebiyat sever Arkadaşım Bade'nin Ferda Edebiyat dergisinin aylık konusu "gemi" imiş... Yazmak kaleme düşerde konusu belli düzmece bizden söylemez mi iki kelime? (:

S E F İ N E

Bir yerden bir yere gitme biçimidir…

Altı ıslak, üstü sisli bir şekildir…

Gemi; bir babanın veda seferidir…

Bir çocuğun umut elçisi…

Şapşal bir tebessüme eştir, bir gemi’ye el sallayış şekli… Bazen yüze hüzün verir. Hüznün sonu tıpkı deniz suyu gibi tuzlu bir tat verir bir de… Ağlatır… Gideni aratır. İçinizde siz farkına varmasanız da bir başka ben’lik yaratır.

Epey uzundur gövdesi ve isyanıdır “düttt” eden sesi. Sefine bir babadır, bir anadır, bir yârdır bağıra. Bağır; dalga dalga tuzlu sudur şu dünyada… Bağır; “Sefine dönüşün için arayı çok açma!” diye. Ahhh Sefinem, İsyanın da nazın da bir başka! Aşık ediyorsun beni kendine bu her bakışında…

Yalnızlık tam da sol göğsümün ucunda bir kurşun yarası gibi sızlamakta sanki. Ellerim hep yazı yazmakta, gözlerim okumakta, dilim kurumakta, sözüm unutmakta. İçimde bir sevgi tıpkı bir Sefine’nin taşıdığı yük gibi dalga dalga her adımıyla taşmakta sana. Güneş her sabah sana sarılmak umuduyla kollarını açmakta bana.

Dedim ya… Aşığım sana! Ya da demedim mi hiç? Sen duymadıysan eğer senin kabahatin değil bu! Dalgalarım her vurduğunda sana bir seviş şeklidir bu… Ne zaman çarşaf gibi olan bir denize yatırıversem seni sevişimdir bu… Sevişişim… Üzgünüm Sefine; battın çarşaf denen denizin gönül dibine. Hadi kurtaralım şimdi seni bu gönülden, bu denizden, bu seferlik bu yerden bir şekilde. Ya sonra?

Ahhhh aşk diyorum sana anlamıyorsun beni! Benim yerim bir taş bir çakıl taşı kadar küçük ve senin sevdana götüren dalgalar oydu içimi. Tuzlu su mahvetti beni! Ağlamaktan bu sevdadan yitiğim şimdi… Hadi gel al ve götür beni! Hadi gel bak bakalım nasıl sevmişim seni. Şimdi gök gürlese senden, yağmur yağsa senden, şimşek çaksa senden sennnnn eyyy koca gemi yani sefine sende seviyor musun beni? Ya da boşver sen bak seferine ben severim seni deli deli…

"Sen İnsan Değilsin!" köşe yazım


Evet sevgili okuyucu; bu başlığın iki açıklaması olabilir. Birincisi; “Sen İnsan Değilsin” anti parantez insani değerlerini kendine hatırlatma vakti… İkincisi de; “Sen İnsan Değilsin” çünkü Meleksin… : )

Bazen gülüyorum yetmiyor bir de üstüne espri yapıyorum, hatta güldüren boş beyinlerin yersiz esprilerine bile ayıp olmasın diye kahkaha atıyorum… Sonra derin bir keder kaplıyor içimi…

Hamdolsun her parçam yerinde bir özrüm yok ne göze batan, ne söze değen, ailem hayatta hepsi de öyle böyle sağlıklılar işte. Yatacak yerim, yiyecek aşım, gezecek aracım var ama ben yine de çok mutsuzum…
Ülkemde güzel şeyler olmuyor çünkü, dünyada da bu böyle! İnsanlar kendilerine vaat edilen değil bizzat verilen bir cenneti cehenneme dönüştürdüler. Bende ya içindeydim bu cehennemin ya da daha kötüsü seyir eden tribününündeyim.

Birileri öbür dünyanın nimetlerinden, yaratanın büyüklüğünden söz ettiler, bu dünyada daha büyük olabilmek için, daha lükse nefis yenilgisinden kendilerini alamadılar. Savaştılar, yarıştılar, birilerine göre kazandılar da!
Ben duramıyorum, işim var ama çalışamıyorum, yazılarım var yazamıyorum, kitaplarım var okuyamıyorum, bir çok arkadaşım var görüşemiyorum. Konuşamıyorum. Susuyorum ve hüznüm uzun bakan gözlerime vuruyor. Biliyorsunuz hani şu zeytinin fenerleri… Gözüm karşılık olarak dökülüyor suya. Zeytinler fora…

Güney Afrika’da açlıktan ölen çocuğu kıskanıyorum. En azından ölümünün bile kendine bağlı olmayan karşı konulmaz bir tavrı var… Biz bütün bunları görüp de kayıtsız kalmakla en büyük ölümleri seçiyoruz kendimize.

O Yüzden Afrika’da açlıktan ölen çocuklar için düzenlenen bir çok kampanyaya destek olmak için bir proje yapacaksanız ismi bu olmalı… “Sen İnsan Değilsin”

Hepimizin ortak paydada yakındığı noktalardan biridir: “kaybedilen insanlık” değerleri…
Geçenlerde İstanbul Emniyet Müdürü’ne sormuşlar “ Suçluluk oranları arttı mı Türkiye’de?” diye. Sn.Müdürümüz “ rakamlar arttığını göstermiyor ama artık suçluluğun şekli değişti” diyor. Gazetelerde okuyorsunuz aile içi facia cinayetlerini… Genel başlık ya da yorum şu: “İnsanlık dışı” peki genel sonuç ne ? Elbette “Biz İnsan Değiliz”
Yetimin hakkını yiyoruz, haksızlık ediyoruz, şükür bilmiyoruz, eşimizi dövüyoruz, çocukları doğurup çöplere atıyoruz, kanalizasyon borularından topluyoruz, dedelerimizi, ninelerimizi cesetleri kokuşanı kadar ölüme terk ediyoruz yalnız başlarına, devleti dolandırıyoruz, vatan denen kutsal toprağımıza ihanet ediyoruz, duayı unutuyoruz, besmeleye küsüyoruz.

Genel Sonuç Şu: “Biz İnsan Değiliz”

İşte bu yüzden gerek yakın çevrenizde gerek uzak çevrenizde fark etmeksizin insani değerlerinizin uyarıcılarını artık köreltmeyin…

İki ihtimal var ya insan değilsiniz ya da bir meleksiniz… Hangisini seçeceğinizi siz belirleyin…
Son olarak Sayın Hocam Doç.Dr.Teyfur ERDOĞDU’nun Star gazetesinde yazdığı “Afirka Neden Aç” sorusunun cevabi yazısını da paylaşamadan edemiyorum… Muhakkak okumalısınız. http://www.stargazete.com/acikgorus/afrika-neden-ac-haber-374555.htm

"RAMDA"- köşe yazım


2011 Senesinin 11 ayı yine sultanlığı lütfettiği Mübarek Ramazan Ayı’na “Hoş geldin Ya Ramazan” mahya ışıkları tadında bir yazı yazma merakı doğurdu bana bu hafta…

Peki Ramazan kelimesinin anlamını merak ettiniz mi hiç?

İnternet üzerinde yaptığım araştırmada karşılaştığım olası tanımlamalardan birini sizinle paylaşmak istiyorum:

“ Ramazan, yaz sonunda güz mevsiminin evvelinde yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur manasına gelen "ramdâ" kelimesinden alınmıştır” diyor.

Tam da bence bu sene Ağustos ayına tekabül eden Ramazan ayı için geçerli bir tanım bu…

… Dermanı kalmamış bir vücudun terbiyesi… Bereketin timsali yağmurun toprağı ıslatması misali temizlenmeye müsait…

Hani Ramazanda “Akşamladıklarında ağızlarının kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzel olur” denir ya: Hatırla güneşten kavrulmuş toprağa düşen yağmurun sebep olduğu o kokuyu… Çamur’un kokusu şiirsel gelir insana o anda…


Ve bilinir Ramazan ayında yapılan dualar ve ibadetler daha bir kabul olur, vakıf olur ruha… Bu kısım ile ilgili haddim değil elbette bilgi vermek hele de pek sayın hocamız Mehmet SÖNMEZOĞLU demişken “Ramazan ayı mesajı” diye köşe yazısında…

Ramazan size hatırlatılması gereken günahların sevaba dönüş yolculuk bileti olarak düşünün.

Açları düşünün… Allah için aç iken… “Yok canım aç mı kalmış bu zamanda?” demeyin…
Var hala ne yazık ki!

Sizlere “Ramda” tadında arındırıcı bir sevap sabunu gibi güzel Ramazanlar diliyorum…

Ve bu Ramazan’da yapmanız gerekenleri yapmak istediklerinizle buluşturun diyorum…

Hımm… Ne yapabilirsiniz peki yardımcı olmadan yazımı bitiremedim…

Sevgili Okur; bu ramazanda yapman gereken şeyleri istemen doğrultusunda aşağıdaki şıklardan hangisi senin isteğine uygundur?

a) Bir iftarı tonton teyzeler ve huysuz amcalar ile(Darülaceze’de) geçirmek
b) Bulunduğunuz mevkide yetim ve öksüzleri tespit ederek onlara bayramlık katkısında bulunmak; kırmızı pabuç, Jean, kareli gömlek, tüllü elbise v.b gibi.
c) İlinizde bulunan tüm camileri tespit edip bir program dahilinde 30 günlük ramazanda belirlediğiniz farklı camilerde teravih’e gitme programları yapmak
d) Komşunuz, dostunuz ya da akrabanıza habersiz bir şekilde bir paket tatlı ile davetsiz iftar’a gitmek
e) Küçük kendi bütçenize göre ramazan kutucukları tasarlayın içinde çoraptan tutun, çikolataya, bisküviye, bakliyata, hazır çorbalara v.s. yer verin. Ve işinizde ya da okulunuzda gün içerisinde tanıdığınız ihtiyaç sahibi hissettiğiniz hiç tanımadığınız birine “Bu senin kutun, bende unutmuşsun” diyerek takdim edin..

Ve inanın bunların “hepsi” şıkkı da mevcut ama asla bu ramazan “hiçbiri” şıkkını seçmeyin… Daha çok arttırın, yorum katın ama yok saymayın…
Güzel Ramazanlar…

Gazete'deki yazıyı da yorumlamak isterseniz tıklayın...


About this blog

Düçar =yakalanmış
Biteviye =monoton
Deruni =içten
İzafe =göreceli
Tazammun=kapsama
Tasallut =musallat olma
Mütecanis =homojen
Epigram =nükteli şiir
Vuzuh =açıklama
Muğlak =sonucu belli olmayan
Devinim =hareket
Erat =erler
Hedonist =hazcı
Dehliz =koridor
İştiyak =özleme
Muhayyile=hayal gücü
Süveyda =kalpteki gizli günah
Mutedil =ılımlı
Meczup =deli
Tekellüf =mükemmel
Muteber =saygın
Müstear =takma
Zelil,nebi =ar
  • Can umut kapısına sıkışmış gönül tortusu; sana kalan tozu toplamak bazen................. bazende toz olmak kapı yüzüne vurulmadan....

KELİME YIĞICISI'NDAN DÖKÜLEN KELİME YIĞINLARI İŞTE........DEVAM........

  • .....tükenmeyen eylemlerin kuklası konumunda sürüncemede bir hayat benimkisi..........
Hayatta küçük köşeciklerim var...sevenlerimin yüreğinde yaşama sebebim olan...ve birkaç köşem var kalemime ışık tutan beni köşe yazaN'ı yapan....

benim tabu kanunlarım var, dogmatik inançlarım, kısır arzularım, gömülesi yalnızlığım.... Bütün kelimeleri gelişigüzel harcayıp dolu dizgin saçmala hissiyatıyla çevrili sözlerim...kansızım...zansızım...yansızım...ama hâla cansızlar arasına alınmadı adım

Kelime Yığıcısı'nın Listesi

Kelime yığıcısı'nın duası: Allahım değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasıdaki farkı ayırt edebilme sağduyusu ver.=Amin=
Bu gadget'ta bir hata oluştu