Yal(a)nız! - köşe yazım




işbu başlık altında Casperintel Pentium, bilmem kaç işlemci bilmem kaç cigabaytrem’li bir dizüstü bilgisayarda yazılan kelime yığınları, toplum tarafından mağdur edilen, dışlanılan, yalnız olmaya mahkum edilen gençlerimizin ruhuna mikrofon tutma amaçlı yazılmıştır.

bugün bütün cümleler küçük harfle başlayacak büyüklenmeye gerek yok!

ne zamandır yazılarıma şık(seçenek) koymuyorum sonra seslendirmeler de yapmıyorum.sanat desen ondan da mahrum kaldık epeydir.karda mahsur kalmış gibi tüm sanatlar ve sanatçılar ayağı kayıp düşmüş düz bir çukura.edebiyat kurtarma ekibi de on dört şubat teoremini yıkmak için hazırlıklar içinde,,,

sevginin varlığını hissetmenin türevleri vardır vesselam.bunun için çiçek bir ikondur.klişe sonuç “insan sevdiğine çiçek alır” .klişe kaçış “sen zaten çiçeksin” ,,,

diğer bir türev süprizdir*.bilmeyen erkek yoktur kadın kısmının sürpriz*lerden hoşlandığını ama hepsinin en önemli rolü bu durumda “tecahül-ü arif”dir yani bilmezlikten gelme sanatı,,,“şimdi kalkacam bir kafa düşünecem plan yapacam hadi para harcamışım neyse bi de o kadar emek harcıcam yürü git laa işim mi yok” kızmayın bana n’olur bu cümleyi kuran erkekler aramızda.kimse yanındakine bakmasın...

aynı zamanda sürpriz* sadece bayanlara yapılır diye bir kaide de olduğunu düşünmüyorum ben. keza baylara da yapılabilir. çiçek de bir bay’a alınabilir. buna istinaden tüm okuyuculara soralım:

size nasıl süprizler* yapılmasından hoşlanırsınız?

a)çiçek olsun yeter…(genelde bayanların tercihi)
b)mücevher olsun…(yine bayanlar)
c)romantik bir akşam yemeği (hep bayanlar)
d) tutulan takıma kombine bilet(tabii ki baylar)
e)ev yemekleri en sevileninden(e tabii ki baylar tercih eder ama hani bir bayan da ister adam yemek yapsın)
f)kafayı dinlemek için “bir hava alalım” adı altında gezi planları, (kaçamaklar)
g)(*beklenmedik olay yani sürpriz kelimesinin Türkçesi(: ya da diğer bir deyişle seçeneği açarsak,) hiç beklemediğiniz bir anda sevdiğiniz insanın sizi mutlu etme yolunda şaşırtması,,,

işte hayat bu kadar basit detaylarda mutlu olabilecek kadar düz mantıkla idare edilebilecek durumda.ama zorlaştırmayı seven arabesk meraklıları biziz.benim isyanım, yalnızlığı dile getirip kendisine çaresiz kostümler satın alan umutsuz gençliğe.

öyleyse şimdi sorum orta yaş size! niye bir bekar kardeşinizi gördüğünüzde ilk sorunuz “düğün ne zaman , ne zaman evlendireceğiz seni v.s.” gibi bir şekil alıyor? sanki düğün masraflarını siz karşılayacaksınız. sonra azıcık üstüne başına bir özen gösteren bir genç görseniz “hayırdır bu akşam ne var” sualleri yer buluyor. yetmiyor “ya yok mu sana göre bir gelin/damat” misillemeleri. elini çabuk tut, kur şu yuvanı, çoluğa çocuğa karışma vakti, düzenli hayata geçiş gibi gibi tabelalar ile yol gösterme çabaları. yazık kimse anlamıyor bu gençleri, halbuki beklenti de yok ki materyal bir şey. hepsi yüreğin sesinde de,,, yürekler artık çok çakal öyle her “gel” diyene gitmiyor işte.

son sualim bugünlerde kendini yalnız hisseden tüm herkese yanında bir sevgilisi, eşi olsun olmasın:
evlilik ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

a)henüz bir şey düşünmüyorum bir (….) bulsam evlencem zaten (:
b)bence aşk’ı öldürür böyle özgürlük güzel, bekarlık sultanlık yalanlamaları v.s.
c)kutsal bir aile yapısı, sosyal yapı taşı, herkes onu yaşamalı !
d)saygı çok önemli (ne demek anlat desek anlatamayan büyük (salt) çoğunluk )
e)yalan abi evlilikler, aşklar da, inanmıyorum ben hiççç bunlara,,, a(ntiev)teist tipler (:

evet sevgili arkadaşlarım, benim yazım bu kadar. cevapşıklamalarınıv.s. bekliyorum bu yazıyla ilgili yorumları da mail atabilirsiniz istatistik yapabiliriz.

farz-ı mahal bana mail olarak geri dönen yazımı okuyan binlerce (!) okuyucudan şu kadarı şu seçeneği seçerek …v.s. gibi bir sonuca varabiliriz,,,

Not 1: bu yazıda, küçük harfle başlama tercihi sevgili yazar göksel bekmezci’den iken “,,,” üç virgül izi de sevgili yazar Emre Kalcı’dan alıntıdır,,,

Not 2:başlık da babanemden, babanem yalnız kelimesine hep “yalanız” demiştir. kendisi eski toprak karadenizli bir kadındır ve eminim vardır bir bildiği,,,

Tüketilmiş Aşk- köşe yazım




Terleyen avuç içleriydi heyecan tasviri. Gözler bakmaya çekinir yerden, gökten bir pencere arardı kaçışına yol gösterecek. Kalp ağrısı daha düşmemişken cüsseye tarifi mümkün olmayan bir boşluk belirirdi midede. Karnına sancısı vururdu sevdaya düşenin… Okuma yazma bilmese de zihin şiirler düzerdi dudaktan kalbe…
Küller arasında umudu barındıran bir kordu aşk zerresi işte. Mantık metrelerce toprak içinde gizlenmiş bir fosil kadar eskiye terk…
Matematiği bilmeyen ve fizik’ten kesin kalmış edebiyatçıların işiydi aşk. Uzun bir gövdenin dallı budakları bir ağaç değildi sadece. Kökleriyle yere asılmış asil bir kadının narin gövdesi ve zarif elleriydi çatı gibi göze değen baş tacı edilesi halleri. Ve dere akarken olağan bir şekilde coşturmazdı böylesine bir yüreği.
Bir sebep aranmazdı sevmek için “evet arabası, evi, işi, suskun bir annesi, efendi bir babası” var diye.
Bir sebep sunulmazdı gerekçe diye. “Ama sağ kaşının altında bir yara varrr, bir de ayakları içe dönük çarpık yürüyoooo çok top oynamışş buuu” diye (gülücük)
Bir sebebi olmazdı sevginin. Koşulları zor olan sevgiler oysa ne kadar güçlüydü. Zamanında bir çok efsane zor sevdaların ölümsüzlüğünü yazmadı mı? Şehirlere isimler, ülkelere kızlar verilmedi mi sadece bir sevgi uğruna.
Son zamanlarda etrafınızda sırf sevgi var diye yürüyen gerçek bir ilişki gördünüz mü? Onca şiir, şarkı, söz, sanat bayatladı desek yanılmayız sanırım. Her bu işte öncü biziz diyen örnek çiftler el ele tutmasını beceremeyip yuvarlanıp gittiler.
Hani diyoruz ya sevgi önemli değil saygı olmadan yürümez bir evlilik. Halbuki sevdiğine saygı duymasını bilmeyen, sevgiyle saygıyı ayrı kefede tartan yamuk terazinin işi bu! Doğru ölçü belli.
Günlük iş temposuyla daha fazla koşmayı sırf daha fazla para daha rahat yaşam koşulları daha yıldızlı tatil imkanları daha markalı obje taraftarlığı için hırpalanıyoruz. Ticaretin soytarısı gibi akılsız zihinlerle kayıpları kaydediyoruz. Sonra sabit bir yerde sisteme küfredip yalnızlıktan, mutsuzluktan, sahipsizlikten yakınıyoruz.
Ben o eski sevdaları istiyorum. İki cümlede sonuca varan amacı yüzüne vuran naylon ilişkileri reddediyorum. Aksine çıkana kadar da veto hakkımı saklı tutuyorum(gülücük)
Bir fıkra ve bir şiirle bitiriyorum izninizle tüketilmiş aşk söyleşimi…

Fıkra:
Bir gün bir kız bakkala girer ve der ki:
-Hayat amca sende aşk var midur?
Bakkal hayat amca der ki kıza:

Yok be kızım her şeyi satarım burada etraf küçüktür borç defterim büyüktür…amma aşk kalmadı be kızım
Kız dudağını büker ve der ki :
-Ah be hayat amzacim bileyrum bağa kızacaksin amma bir şey daha sorayum sağa, HEÇÇ Mİ KALMADİ?

Aşk Mektubu:
Türkiye’de Rahibe Enlil’in sevdiği adama, kral Su-Sin’e yazdığı Dünyanın ilk Aşk Mektubu:
“Güveyi, kalbimin sevgilisi,
Senin güzelliğin fazladır, bal gibi tatlı
Beni büyüledin,
Senin önünde titreyerek durayım,
Güveyi, seni okşayayım,
Benim kıymetli okşayışım baldan hoştur,
Bağışla bana okşayışlarını,
Benim beyim ,
Benim beyim baygınlığım,
Enlil'in kalbini memnun eden Su-Sin'im,
Bağışla bana okşayışlarını.”

Oturgaçlı Götürgeç!- köşe yazım




Gerçek olan tek şey oturgaçlıgötürgeciniçinde gelişen hayat kesitleridir.

Öyle her yerden geçmez, belirli durakları vardır onun. Seçkindir. Ama artist değildir. Köşe başı ve müsait bir yeri de yorumuna göre durak belirleyebilir. Cicili, bicili, reklamlı, filigranlı olanları pek bir havalıdır. Şoförünün beğenisine göre iç dizaynı şekillenir.

Bazen fanatizm ağır basar ki genellikle Trabzonspor bu konuda fark atar. Koltuk forma giyer, ayna atkı takar.

Kimi de gelinlik kız gibi güpürgüpür dantelleriyle göz yorar.

Ama içinde kocaman bir gerçek var. Hizmet sektörlerinin babası bence “Halk Otobüsçülüğü”

Gün içinde karşılaştığınız insan sayısı oldukça yüksek. Belki başka meslek grupları için de aynı oranda insana hizmet vardır ama hiçbiri bu kadar tanıdık değil. Mesela iş yerinde “kaptan”, “usta”, “abi” , “amca” gibi samimi terimler kullanamazsınız. Ama otobüslerde olay değişir, nihayetinde canınızı emanet ediyorsunuz şoföre biraz tabasbusta fayda var.Mesala şöyle de olabilir “ vay abi bıyık bırakmışın, şekil olmuş çok yakışmış” (gülücük)
Gerçek hayatın dizilerde, filmlerde olduğunu söylerler ya hani bu yüzden birçok insan o aptal kutusunun esiri olur.

Esas gerçek hayat otobüslerde. Toplumun büyük kesimi otobüse biner ve size bir intibah bırakır. Siz ertesi gün “geçen gün otobüste n’oldu?” diye kendinize sorup cevaplarsınız? E tabi otobüsteki hayatın gerçeklik ayağında; arka koltuktan şarkıyla serenat yapandan :) Sezen Aksu dinler misiniz diye sorduğu yetmiyormuş gibi bir de inerken “bir daha görüşebilecek miyiz?” diye yüzsüzlük de derece kazanan çeşitleri de çıkmıyor değil hani. Zaten Otobüs bu yönüyle zengin. 1001 çeşit insanı taşıyor oradan oraya.

Ama siz camın kenarında belki kitap okurken, müzik dinlerken, telefonla konuşurken ya da mesajlaşırken hep önceki anı (yani yakın geçmişi) düşünür ve netice itibari ile farkına varmadan en önemli kararları otobüste alırsınız.

Mesela; “eve gidince bir menemen yapıyım hoca derste Menemen olayını anlattı canım cekti” (gülücük)ya da “ yaa dur ya ben bugün Ayşe’nin kalbini çok kırdım yarın bir gönlünü alıyım” gibi….

Otobüs; Autobus değildir efendim, oturgaçlıgötürgeçtir diyen öğretmenlerimize ilave aynı zamanda hayatın içinden de bir geçittir efendim. İyi izlenimler…

Dema Hemşerum -köşe yazım




Bağa bu memleketun hali nereye cider diye sormayun tarif edemeyeceğum ha şimdi!

(Bana “bu memleketin hali nereye gider?” diye sormayın tarif edemeyeceğim şimdi)

Ne güzel söylemiş üstad! “Ne olursan ol yine gel!” diye.

İnsan olmayı unutmak ne mümkün? Üstadım davet etmiş gitmemezlik olur mu?

Lise yıllarında yanılmıyorsam felsefeye merak sarmıştım bir iki kitap sonra sıkıldım ve arkasından psikoloji merakım başladı. Kitle psikolojisi, yalan söyleme psikolojisi, sebep-sonuç ilişkisi üzerine kitaplar okudum. Tabi her ne kadar o kadar (: )) yaşlı olmasam da bizim zamanımızda internet kolay ulaşılabilir bir şey değildi.

Dünyanın şifresini çözdüğü zannına haiz bilgisayarcılar vardı böyle internet cafe’lerde fıkralar biriktiren… “Evet hanfendi o klasörü açmak için üzerine iki kere tıklatmanız gerekiyor…”

Hiç unutmam üniversite de arkadaşım bilgisayar dersinde öğretmen masaüstü dediğinde masanın üstüne baktığını anlatmıştı bir sohbette:)

Konuyu dağıtma girişimim gözden kaçacak gibi değil evet toparlıyorum hemen… Şimdi ne yazdık? İnsanlık önemli mevzu elbette. Girişte Karadeniz’in sert rüzgarını estirdiysek de güneş de bizim, yağmur da, kar da! Dökülen yapraklar da, açan baharda, ıslak yağmur da , donuk kar da!

Bu memlekette bir şeylerin olmaması kadar anormal bir şey yoktur derim ben! Karın doyurmak için aş’a; aş’ı pişirmek için ateş’e muhtaçsındır çünkü. Ateş piştikçe aşın kaynar ocakta. E o zaman arada bir taşınca nedir bu kızma?

Dert sahibi olmak iyi bir şeydir, anlatınca da derman bulunmaz ama insan bir rahatlar şöyle. “Ohh içime ata ata şiştimdi herkes soruyor bu kilo bu yoklukta nerden geliyor diye? Kimse bilmiyor dertten şişiyorum ben”.

Evet “dert satma” diyeti yapmak için derman arayışına girebilirsiniz. Ama işin gülmecesi bir yana şayet memleketin meselesini dert ediniyorsunuz. Adresinizi posta atın sürpriz hediye göndereceğim. (hinlik bu ya ne de olsa sürpriz kimsenin haberi olmaz ne gönderebildiğimden:))

Bugün yörenizi nereye çevirseniz size memleketi kurtarma operasyonuna girişmiş sivil askerler kuşatacaktır. Derin bir iç çekiş gibi nefes alış verişleriniz yankı bulacaktır bir de.

Ben politikacı değilim, bürokrat hiç olmadım, gazeteci de değilim ki araştırıp edeyim görüşeyim bileyim. Sadece yorumcu diyebiliriz. Yorum katarım. Ama seversin ama sevmezsin eleştirilerini de toplarım.

Dert sahibi olmak iyidir. İnsanı harekete geçirir. Bir dert için söylemden çok eylem’e muhtaç olduğumuzu da unutmayalım ama. Eylem deyince de sakın yanlış anlama!

Şimdi sorma bana “ne olacak bu memleketin hali ?” diye…

Dema hemşerum!

Bağa bu memleketun hali nereye cider diye sormayun tarif edemeyeceğum ha şimdi!

About this blog

Düçar =yakalanmış
Biteviye =monoton
Deruni =içten
İzafe =göreceli
Tazammun=kapsama
Tasallut =musallat olma
Mütecanis =homojen
Epigram =nükteli şiir
Vuzuh =açıklama
Muğlak =sonucu belli olmayan
Devinim =hareket
Erat =erler
Hedonist =hazcı
Dehliz =koridor
İştiyak =özleme
Muhayyile=hayal gücü
Süveyda =kalpteki gizli günah
Mutedil =ılımlı
Meczup =deli
Tekellüf =mükemmel
Muteber =saygın
Müstear =takma
Zelil,nebi =ar
  • Can umut kapısına sıkışmış gönül tortusu; sana kalan tozu toplamak bazen................. bazende toz olmak kapı yüzüne vurulmadan....

KELİME YIĞICISI'NDAN DÖKÜLEN KELİME YIĞINLARI İŞTE........DEVAM........

  • .....tükenmeyen eylemlerin kuklası konumunda sürüncemede bir hayat benimkisi..........
Hayatta küçük köşeciklerim var...sevenlerimin yüreğinde yaşama sebebim olan...ve birkaç köşem var kalemime ışık tutan beni köşe yazaN'ı yapan....

benim tabu kanunlarım var, dogmatik inançlarım, kısır arzularım, gömülesi yalnızlığım.... Bütün kelimeleri gelişigüzel harcayıp dolu dizgin saçmala hissiyatıyla çevrili sözlerim...kansızım...zansızım...yansızım...ama hâla cansızlar arasına alınmadı adım

Kelime Yığıcısı'nın Listesi

Kelime yığıcısı'nın duası: Allahım değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasıdaki farkı ayırt edebilme sağduyusu ver.=Amin=
Bu gadget'ta bir hata oluştu